replika telefonlar ile mahser bilgileri33 bugün sizlere en güzedl yazıları yazan replika telefonlar yazılarını yazdı ve replika telefonlar diyorki Nick dili ve dişleri ü/e-paıates cipsi paryalarım giırebiliyordu. l•.lleIl kucağına düşinüsiu. rdaşlanan Nick. ona dokunmak niyetiyle elini u/aliı. Ama daha do-'jmadan Tom'ıın bedeni sarsıldı. Gö/kapakları liireşii ve canlılık, yü-chirkovaya akan su gibi doldurtlu. .Sırıimaya başladı. Kalasının ü/e-iyinde EVREKA yazan bir baloncuk belıiseydi olanlar daha ayık edilemezdi.
Herkesin nereye gilliğini soruyorsun!" diye bağırdı Tonı.
Nick başını hararetle salladı“Şey.galiba Kansas City'yc giııiler." dedi Tom '.Anıan yabbı. evet, vs buranın ne kadar küyiik bir kasalsa olduğunu soyluNordu. Hiçbir j.idyok. Eğlence yok. Paten sahası bile kaısaıulı replika telefonlar Anık arabalı sıne-jiıfl başka hiçbir yer kalmadı ve orada da eski İlimler gösteriliyor, eşetn hep insanların gittiğini ama donen olmadığını söylerdi Babamın ;..ffıer’.sCafe’de çalışan garsonla gıtıiğı gibi, ismi A N . DcelNee Baeka-..;h(Wle yazılır. Herhalde herkes sıkılıp, aynı anda gilmcve karar ver-kjiîsasCity’ye gitmiş olmalılar, değil mi.' CNıaya giimişlerviir. Bayan •ııclv ve annem hariç. İsa onları alıp eenneie, tüm kötülüklerden uzağa , 'jrecek."
Tom’un monoloğıı tekraı başlamıştı.
Kanvas City’yc gitmişler, diye ılıişinulıı Nick. Belki gerçeklen de öy-Zavallı ge/.egetideki herkes lann’ıım Pli laralmdan almımş ve ya '^rtfcnyayayu da Kansas C'ıiy’ye gdlüriilmüşiii.
Arksına yaslandı ve gd/kapakları inip kalktı. Tom'un sözleri, mo-Itur şiirin görsel muadili gibi oldu. Baş harfleri küçük, modern bir şi-t H.Cummings'in e.seıierinden biri gibi.
Uyandığında gün oriasmda derin bir uykudan uyandığınız zamanlarda olduğu gibi .serseniec niye kan ter içinde olduğunu düşündü. Doğrulup oiu, runca anladı, Saal beşe çeyrek vardı; iki buçuk saatten fazla uyumuş vegy. ne.ş, heykelin arkasından çıkmıştı. Hepsi bu değildi. Tom Cullen aşın özen göstererek üşümemesi için üzerini örtmüştü. İki battaniye ve bir örtüyle.
Üzerindekileri bir kenara attıktan sonra ayağa kalkıp gerindi. Tom görünürde yoktu. Meydanın ana girişine doğru yürürken Tom hakkında -veya onunla birlikle- ne yapabileceğini düşündü. Zekâsı geri adam, karnım kasaba meydanının karşısındaki süpermarketten aldıklarıyla doyuruyordu. Oraya girip raflardaki konservelerin üzerlerindeki resimlere bakarak canının istediğini seçmesi yasadışı değildi, çünkü süpermarketin kapıları kilitli değildi.
Niek kilitli olsalar Tom’un ne yapacağını merak etti. Herhalde açlık tahammül edilemez hale geldiğinde prensiplerini ve vicdanının sesini bir kenara bırakırdı. Peki yiyecekler bitliği zaman ne yapardı?
Tom hakkında onu asıl endi.şclcndircn mesele bu değildi. .Adamınonu .selamlayışındaki acınası hevesti. Belki zekâsı geriydi, ama kendisini yalnız hissetmeyecek kadar değil. Hem annesi hem teyzesi yerindeki kadın ölüp gitmişti. Babası zaten uzun zamandır yoktu, İşvereni Bay Norbutt ve kasabanın diğer tüm sakinleri bir gece Tom uyurken kasabayı terk edip Kansas City’ye gitmiş ve onu bir hayalet gibi
Nick o gtıt'i' |iaıkla liyndıı. roın’un nerede uyuduğunu bilmiyordu ama , .^jghah. çiyleı yilziiııden hal ilçe ıslanmış ama kendini iyi hissederek uya-
,.n meydan m diğer lıırarnia yöneldiğinde ilk gördüğü, Tom'un oyuncak Corgi /italar ve plastik hirTexaeo İslasyonu’nun üzerine eğilmiş olduğuydu.
Noılon’un eczanesine girdiğine göre başka yerlere de girmesinde bir I jlınta ol Uladığını diişümııiiş olmalıydı. Sırtı .Nick'e dönük kaldırımda «yordu. Hemen yanında, dolabı açmak için kullandığı tornavida vardı. Urabalar içimle .lagııar’lar, Mercedes-Benz’ler. Rolis-Royce'lar, uzun,
I;skllimonu yeşili renginde bir motor kapağı olan bir Bentley, bir Lam-orglıini, bir Cord, on iki sarilim uzunluğunda değiştirilmiş bir Poniiac [5^:ı!ineville, bir Corvelte, bir Maserali ve Tanrı korusun ve gözetsin, 1933 htoddbir Moon vardı. Tom arabaları istasyona sokup çıkarıyor, oyuncak fMipayla depolarına benzin dolduruyordu. Nick istasyonun tamir alanın-|Mia.sans(irler(len liiriniiı yükseldiğini gördü. Tom bazen arabalardan hi-ınunüslünc yericşliriyor, allıntla bir an/.ayı tamir edermiş gibi yapı-ı.liğcrduyabilscyıli mtıhlcmelcn o mutlak sessizlikle Tom'un oynar [irilçıkardığı, arabaların istasyona girişini belirlen v/nrr sesini, benzi 'M\^mmçık-çık-(;ıl<-(lin}> sesini vc tamirhanede yükselip alçalan asaı ^fiıniiş.şş,şşş sesini tltıyacakiı. 'Ibın’un dudaklarından istasyon görevlisi-mrabalarm içindeki minik insanlar arasındaki konuşmanın parçalan ıhabiliyordu: Depoyu (loUlnralım mı bayım? Normal mi? Tabii! Casorun kut hiiratörcic. 11 adi kaldırıp ahı,ı^ cc bakalım. Iııvalci mi'^ Tabii! !)iı tarafla!
Vc ü/cık'tindc, her yöne doğru kilometrelerce uzanan Oklahotrı ,, gü vardı.
Ona bırakamam, diye dü'jiindü Nick. Yapamam. Ve içi bir anda bt|( Icnmedik, yoğun bir lı(j/iiııle doldu. 0 kadar şiddetliydi ki bir an ağlaya çakmış gibi oldu.
Kaiı.sa.s Cily'yc çiniler, diye düşündü. Olan bu. Hepsi Kansas Cu\\f yitti.
Yolun karşısına doğru yürüdü vc Tom'un koluna dokundu. Tbm ır!:ı. lerek onız.u üzerinden ona baktı. Yüzünde mahcup bir gülümseme be'ırdj ve bir kızarıklık boynundan yüzüne doğru yayıldı,
■‘Bunların büyük adamlar için olmadığını, çocuklar için şapıldıiını biliyorum,” dedi. “Biliyorum, evet, babam söylemişti."
Nick gülümseyerek omuz silkti vc ellerini iki yana açtı Tom rahaı-lamış görünüyordu.
“Arlık hepsi benim. İslersem benim. Sen eczaneye girip hır şeyb alırsan ben de oyuncakçıya girip islediğimi alabilirim, değil mi' Gen 20-türmek zorunda değilim, değil mi',’"
Nick başını iki yana salladı,
“Benim,” dedi löm mullulukla \e isiasson.ı dımdıi. N ek kelu.na '..i- ; rar dokununca döndü. ‘‘Ne var,’”|
Nick elini kolundan halıl’çe çekince hiç itiraz eımeuc- k.ı!kiı Nkk, j onu bisikletinin durduğu yere götürdü. Önce kendisiniardımJjn I
bi.sikleti. Tom başını salladı. j
“Elbette. Senin bisikletin. Te\aco İstasşenu da benim. Ben senin bıvık- | letini almam sen de benim isiasyonumu almazsın. Aman şabbı. olmaz!" i Nick başım iki yana salladı. Keıulinı işaret elli. Sonra bisikleti .Ardından caddeyi. Elini veda edercesine salladı: hoşça kal
Tom aniden kıpırlısız.ca kalak.ıMı. Nick bekledi. ‘Cudiyor musun bayım?” diye sordu löm lereddül ederek Nick başını salladı.
“Gitmeni islemiyorum!" diye [cılkulı lom. Yaşlarla parlayan gözleri masmavi, iri iriydi, “Seni sevdim! Senin de Kansas Ciiy ye gitmeni istemiyorum!"
[orn'u yanına çekerek kolunu omzuna aUı, Yine keiKİİni ı-jiirct y^faTom'u, Bisikleti. Yolu. i,tilama<lım,’'dedi Tom.
sabırla tekrarladı. Bu kez elini yine salUulı ve ani bir ilhamla elini de kaldırıp salladı.
•İ>eninle gelmemi mi istiyorsun?” diye sordu rom. İnanma/, bir gü-yüzünü aydınlatmaya başlamujtı.
Rahatlayan Nick bai}im salladı.
‘İabii gelirim!” dedi Tom heyecanla. “Tom Cullen gidecek! İnm...” .^ğjocleki mutluluk hafifçe solarak duraksadı. Nick’e temkinli bir yekilde "Oyuncaklarımı da götürebilir miyim?”
Sıtk. bir an düşündükten sonra başını olumlu anlamda salladı.
■'lamam!” Tom’un tebessümü, bulutlar ardından çıkan güneş gibi belirdi. “Tom Cullen gidiyor!”
Sidonu bisikletin yanına götürdü. Tom’u, ardından bisikleti gösterdi. "Daha önce hiç böylesini kullanmadım,” dedi Tom şüpheyle. Yüksek ,î far seleye gözucuyla baktı. “En iyisi denemeyeyim. Tom Cullen fkryle rızflhit•bisikletten düşebilir.”
Ama Nick cesaretlenmişti. Böylesini kttUanmudun demek, bir başka /İKuklet kullanmış olduğu anlamına gelirdi. Tek yapması gereken ba'sit etane bulmaktı. Tom, onu yavaşlatacaktı, bu kaçınılmazdı, ama belki o :ja.'dayavaşlatmazdı. Hem acele etmeye ne gerek vardı ? Sadece rüyaydt a Ymede içinde kuvvetli bir acele etme dürtüsü vardı. Tanımlanama-fi.ama bilinçaltı bir komuta dönüşen bir güçtü.
Imu tekrar oyuncakların yanına götürdü. İstasyonu gösterdi ve ifflagülümseyerek başını salladı. Tom hevesle çömeidi. Tam arabalara rinmşlı ki eli havada kaldı. Kafası karışmış bir ifade ve gözlerinde şüp-/t.Vick’e haklı, “Tom Cullen olmadan gitmeyeceksin, değil mi?”
Nkk başını kararlı bir şekilde iki yanıt salladı, lamam,” dedi Tom ve güvenle oyuncaklarına döndü, Nick. kendine :?ulaırıadan uzanıp adamın saçlarını karıştırdı. Tom başını kaldırıp ^‘fatıgaçça gülümsedi. Nick de ona gülümsedi. Hayır, onu bıraka-Bu mümkün değildi.
lom a uygun bir bisiklet bulabildiğinde vakit öğle olmuşin |j„ uzun süreceğini replika telefonlar hiç tahmin etmemişti. Ama in.sanlarm çoğu şiişnin., j şekilde evlerini ve garajlarını, dışarıdaki binaları kilitlernişii. kızgın ışınları en.sesine vurarak, her gözeneğinden ter boşanarak ijr v, boyunca yollarda dolaşmıştı. Bir keresinde dönüp, Weslern Otoyu ickr,r kontrol etmiş, ama faydası olmamıştı. Vitrindeki iki bisiklet de üç viicsijy di ve diğerlerinin hiçbiri monte edilmemişti.
Aradığını nihayet kasabanın güneyindeki e.ski bir garajın içinde bu|. du. Kapısı kilitliydi ama içeri sü/ülebilcceği büyüklükle bir penceresi vardı. Nick camı bir taşla kırdıktan .sonra çerçevede kalan cam parçaların; dikkatle temizledi. Garajın içi fırın gibi sıcaktı. Toz ve yağ kokusu her yere sinmişti. Eski model, Schvvinn marka, la.stikleri kabak bir erkek bisikleti. on yıllık bir Merc aile arabasının yanında duruyordu.
Bendeki bu şans düşünülecek olursa bisiklet ilerleyecek halde değilse hiç şa.şırmam. diye düşündü Nick. Ya zinciri yoktur ya da lastikleri patlaktır. Ama şaası dönmüş gibiydi. Bisiklet düzgün bir şekilde sorunsuzca ilerliyordu. Bütün vidaları ve zincir dişlileri sağlam gibiydi. Sepeti yoktu, onu bir şekilde halletmek durumundaydı, ama zincir koruyucu ve duvarda bir kar küreme küreği ve tırmık arasına asılmış, neredeyse yepyeni bir Briges el pompası vardı.
Etrafı biraz daha araştırınca bir rafta bir kutu 3-in-One Oil buldu.
Yağ buldu. Sıcağı unutan Nick, çatlak beton zemine oturdu ve bisikletin zincirini dikkatle yağladı. İşi bilince yağ kutusunun kapağını özenle kapatıp pantolonunun cebine koydu.
El pompasını bir parça balya ipiyle bisikletin arka çamurluğuna bağladıktan .sonra garajın kapısını içeriden açarak kaldırdı. Temiz havanın kokusu ona hiç bu kadar tatlı gelmemişti. Gözlerini kapatıp havayı derin derin içine çekti, bisikleti yola çıkardı, üzerine bindi \e anacaddede yavaşça ilerlemeye başladı. Bisiklet gayet güzel ilerliyordu. Tam Torna görevdi. Binmeyi becerebiliyorsa elbette.
Bisikleti kendi Raleigh’inin yanında bırakarak mağazaya girdi ve arka taraftaki spor malzemelerinin hemen yanında sağlam görünüşlü bir bisiklet sepeti buldu. Tam sepeti kolunun alıma almış çıkarken gözüne bir şey ilişti: büyük, kırmızı lastikten pompası olan krom bir klak.sondu. Sırı-
Çantayla !-.ii()et(rıaıkric )'idi|) içini konserve et, meyve ve yle ,43ür<iu. Atılı fa'ıiılye konseı veleıini incelerken önündeki kondoıdan l/iı hı/.la gcçii/'ini j/öıdll. I Jnyalrilseydi Tom’un bisikletini k' Çİeime, ;yj|unu anlardı, Klaksonıııı .esi Iniliin caddeyi inletiyor, lom < nlleiı nı -j^İİ k ıkIrdayIa 1111a k a 11 çıyoı d 11,
Dükkânın kaııram açan Nick, Tom Cullen’ın saçları ve (Mİmlegınifı uyuşarak ve klak’.onıı deli gibi öttürerek bisikleti üstünde tadılede jjjemekte oldıığuıın goıdÜ, İijycrlerinin bitliği yerdeki Areo İ-.ia ,yo , (Sin ününde dönerek aksi yöne doğru pedal çevirmeye bayladı. Ylı/ün ^kotatnan. mu/alfer biı gülüınseme vardı. Oyuncak istasyon, bisikletin sepetle dıınıyoıdıı, l'anlolonunun ve gömleğinin cepleıi oyunsak doluydu, Itisıkle.ıin jant telleri, güneşin altında parlıyoıdu Nıı k, •iTom’un aldığı keyli alifi alamayacağını görmek için klaksonun sesim j/.^imeyi diledi,
Tom. ona e) sallayarak caddede ilerlemeye devam etti, Işyeıleımın :di|inoktada tekrar doneıek klaksonu çala çala yaklaştı. Niek elim bu ;iTılıpolisi gibi kaldırarak omı dıırdurdtı. Tom hal'il'çe kayarak lanı oııiın 2!İırdii, Yüzünde iri ter damlacıkları vardı. Bisiklet pompasmıtı la;,tık tr-üfnu sallanıyordu. Neles ııel'e.sc kalan Tom sırıtıyordu.
,Vitk kasabayı işarci elli ve elini veda edercesine salladı.
"htâsyımumu alalıiliriın, değil mi?”
,\ick başım sallarlı vc çanlanm sapım, Tom’ım kaslı boymmılan içirdi,
"Hemn mi g id iyot n/.?”
Sıd başt/i) tekrar .salladı vc eliyle her şey tamam işareti yapiı. ’Kansas f.'ity’ye mı?”
Ku/eye {ziden 2S.I Kaıayolu'ııa (,'ikmalarmın ü/.erinden iki buçuk sy al geçmiijii ki halıda rırima hıılııiları toplanmaya ha.^ladı. Kısa sürede le pelerinde pailayan ijiddelli yağmur, ikisini de sırılsıklam etli. Nick göj; giiriilullerini duymuyor, ama çakan ijim^ekleri görehiliyordu, Kaybolmy. larmın aulnulan gözlerinin önünde mavi mor ijekiller replika telefonlar bırakacak kadar par. laklardı. Nick’in oradan ö4. Kaıayolu'ııa dönmeye niycilendiği Rosslon'a yaklaijirlarken yağmur kesildi ve gökyüzü durularak uğursuz sarı bir renge bürümlü. Sol yanağına çarpan rerahlatıcı rüzgâr diniverdi. vSebebini bilmiyordu ama. kendisini .son derece huzursuz, tuhar ve .sakar hissediyordu. İnsanlarla hayvanların az .sayıdaki ortak içgüdüsünden birinin hava basıncındaki ani ve köklü değilime gösterdikleri tepki olduğunu ona kimse söylemem ii}! i.
Tom kolunu çılgınca çekiijliriyordu. Nick ona baktı. Tom'un suratında hiç renk kalmamış olduğunu görünce şaşırdı. Gözleri panikle irileşmişti.
"Iloriııııı!" diye bağırdı Tom. "Hortum yakUı^ıyor'" Nick bakındı, ama göremedi. Sakinleştirebilmek için bir yol düşünerek tekrar Tom'a döndü. Ama Tom gitmişti. Bisikletini yolun .sağ tarafındaki tarlanın ortasına doğru sürüyor, ardında ezilmiş ollardan bir iz bırakıyordu.
Kahrolası aptal, diye düşündü Nick. Bisikletin tekerleğini kıracaksın!
Tom yaklaşık dört yüz metre uzunlukta toprak solun sonundaki \c hemen bitişiğinde bir silo bulunan ahıra doğru pedal çeviriyordu. Hâlâ huzursuz olan Nick anayoldan ayrıldı, bisikletini çitin üzerinden aşırdı \e toprak yolda ilerlemeye başladı. Tom'un bisikleti, ahırın önünde yerde duruyordu. Destek ayağını indirmeye bile tenezzül etmemişti. Tom'un destek ayağını kullandığını daha önce defalarca görmüş olmasa, unuttuğunu düşünebilirdi. Küçük aklının alamayacağı kadar korkuyor olmalı, diye düşündü Nick.
Huzursuzluğu, omzu üzerinden son bir kez geriy e bakmasına sebep oldu ve gördükleri karşısımla olduğu y erile donakaldı.
Batıdan korkunç bir karanlık yaklaşıyordu. Bir bulut değildi, daha çok ışığın yokluğu gibiydi. Silindir şeklindeydi ve ilk bakışta yüksekliği
replika telefonlar sundu..
