Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo calismasi
- Spot İphone
- Spot Telefon
- Spot Samsung
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefon google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- Samsung İphone Cep Telefonu Aramalari
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
birebir ürünler ve psikoloji konulari2
birebir ürünler ve psikoloji konulari2 bugün yine sizlere birebir ürünler konuya devam ederken birebir ürünler diyorki pu içscI ve genellikle sızın için özel düşüncelerin her biri, kim olduğunu-jgvf ne düşündüğünüzü belirleyen dışsal uyaranlar kadar önemlidir. Gun bo-vunca dış dünyadaki ses ve görüntüler ile iç dünyamızdaki kişisel tepki ve jy\-gulan gizlice açığa vuran düşüncelerimizin neden olduğu sayısız içsel bı-Imçiı deneyim yaşarız.Şu anda hangi bilinçli düşüncenin farkındasınız? Bunun kaynağı nedir? Herhangi biri sizin düşüncelerinizi biliyor mu? Hiç birinden düşüncelerinizi akladınız mı? Evet ise neden? Bilinçli olarak saklı tutulan bu tip soruların da-HTU zihnimizde olduğunu söyleyebiliriz.
Bilim adamları bilinçle ilgilendikleri için temel problem olarak, “Zihin, levın faaliyetlerinden nasıl ortaya çıkar?” sorusuna odaklanır. Beyin faalıyet-Iffi diğerleri tarafından gözlenirken, “zihin sadece sahibi tarafından gozlem-Icnır" (Damasio, 1999, s.4). Bu muhteşem sözcük açmazı (conundrum) bilim idamlarının, beyin faaliyetlerinin en küçük nabız atışından, bir gülü koklamanın öznel ve kompleks deneyimine doğm bilinç konusunda çalışmalarına «bepoldu. Damasio’nun (1999) işaret ettiği gibi bazılarımız, bir şekilde bı-kıçlı deneyimlerimizin nörolojik temellerini gözler önüne serdiğimizde, bizi msan yapan bütün özellikleri ve zihnin mükemmelliğini basitleştireceğimiz-den korkmaktadır. Korkulan olmayacaktır. “Zihnin derinliklerini anladığı-•da, bilinmeyen bir doğa mucizesinden daha çok biyolojik fenomenin do-' Jmın en karmaşık seti olduğunu göreceğiz. Bu zihin, moleküler yapısı azaltıl-; Bi} bir guI parfümünün hâlâ güzel kokmasını açıklayacaktır.” (Damasio, İIW,s.9)
Bilimsel psikoloji, bilincin deneysel olarak çalışılmasıyla yirminci yüzyılda başladı. Wıllıam James’ın ünlü sözünde “Psikoloji zihinsel yaşantının bilimidir” derken hhnçU zihinsel hayattan bahseder (James, 1890/1983, s. 15). P.sı-kolojıyı böyle tanımlayan yalnız James değildi. Hatta James’ten önce Her-mann Ebbınghaus (Bölüm 7’de anlatacağımız bellek uzmanı) ve Sıgmund Freud*un da (bilinç ve özellikle insanın düşünce ve davranışlarının bilinç dışı belirleyicileriyle ilgili fikirleriyle dünyanın başını döndürmüştür) dahil olduğu Avrupalılar, yarım yüzyıldır bilincin elementlerini araştırıyorlardı. Bu çalışmaların bazılarını çabucak hatırlarız. Örneğin; psikofizik yasaları on dokuzuncu yüzyılın ortalarında keşfedildi, hipnoz ve duyusal süreçlerle ilgili birçok inceleme yapıldı, bellek ve zekâyla çalışılmaya başlandı, bağlantılı öğrenmenin kuralları ortaya çıkarıldı. Ve hemen hemen herkes bilincin, bu zihinsel olayların anahtarı olduğuna inandı.
Bu durum 19(X) civarında, Ivan Pavlov ve John Watson'la değişti ve bilim insanları, bilimsel olarak kişisel bilinci araştırmanın yanlış olduğu, çünkü ancak fiziksel davranışın gözlenebileceği anlayışına kapıldılar. 20. yüzyılın bu-V'uk bir kısmında insanın kişisel deneyimleri bilimde neredeyse bir tabu olup, konuşulması yasak konulardı. Bunun pratik bazı nedenleri vardı. Bilimde gerekli test ve tekrar test kanıtlarına ulaşmak zor olabileceği için birçok vakada bir insanın kişisel deneyimleri hakkındaki bilgiden emin olmamız zordur. Fakat psikologlar kısa sureli bellek, açık biliş ve gözlenemeyen zihinsel imge ile ilgili hipotezleri test edebilme yolunu buldular.
Aynı stratejiler bilince de uygulanabilir mi? Neden diğerlerinin deneyimleri, bilim adamlarının elektronlarla ve ışığın hızıyla ilgilendikleri gibi gözlemsel kanıtlara dayanan çıkarımsal bir yapı olarak (inferential construct) ele alınmıyor? Bilincin çalışılmasındaki yöntemsel problemlerin çözümü, imkansız olmasa da zor gibi görünür.
Bellek ve algı konusunu araştırdığımız yöntemlerle bilinci keşfetmeye çalışmak bilim nisanları için ayrıca felsefî bir zorluk da ortaya koymaktadır. Buna zıhın-beden problemi denir (Bolum 2’ye bakınız) ve
^l^nm^iMivlan ben fel^fccıler tarafından tarnçılmıştır. Zıhın-beden Junvamızın temel olarak zihinsel mı yoksa fiziksel mı olduğu konu-^ fle Butun bilinçli deneyimler nöronlar yoluyla açıklanabilir mı^ kendisi sadece bilim adamlarının aklındaki fikirler mıdır^
ftunluk dille gerçeftı betimlerken, fiziksel ve zihinsel yollar arasında gı-ipfclırız. “Şiddetli (zihinsel) ba§ ağrım için bir aspirin aldım (fiziksel)
dondurma istediği için (zihinsel) buzdolabına doğru gittim (fizik-jf. Zihinsel deneyimler nasıl fiziksel faaliyetlere (ya da tam tersi) neden ^^’Saftduyu açısından bu durum, bir problem teşkil etmez. Sağduyu zıhın ^bevicn alanları arasında bir ileri bir geri atlar durur. Sağduyu psikolojisi
Fakat, özel deneyimlerimiz ve paylaştığımız dünya arasındaki ilişkiyi dik-İLitiı bir şekilde düşünmeye çalıştığımız zaman, durum daha da kamıaşık bir hal alır. Aspirinlerin ve buzdolaplarının dünyasında olayların nasıl meydana geldiğini, bildiğimiz nedensellik prensibi açıklar. Örneğin; dondurma sıcaktın cnr, aspirin şişeleri çok fazla rutubetten bozulur. Bu olaylar fiziksel dün-vadakı düzenli nedensel ilişkilerden doğar. Fakat zihinsel olaylar amaçlardan, duyulardan ve bilişsel süreçlerden etkilenirler ve farklı prensiplerin sonuçla-n pibı görünmektedirler.
Batı felsefesinde insan ruhunun sadece zihinsel unsurlara sahip olduğu du-^lurdü ve 1600’lerde Fransız felsefeci ve matematikçi Ren6 Descartes, bilinçli ruhun fiziksel beyne sadece bir yerde dokunduğunu, bunun da beynin ık kısmında asılan küçücük beyin epifizi olduğu sonucunu çıkarmıştır. Des-artes, akıl dolu ruhun fiziksel bedenle ilişkisini açıklamak için başka bir yol hırıl edememiştir. Çoğu batılı felsefeci akılcıdır (mentalist) ve bilinçli ruhun kmm gerçekliğin temeli olduğuna inanır. Asyalı felsefeciler de genellikle âlladırlar.
Fakat, yirminci yüzyılın başlarında bir değişiklik oldu. Büyük olasılıkla 1900lerde bilincin bilimsel olarak reddedilme nedeni, bilim adamlarının zıh-»ılcştırmcnın kimya ve fizik gibi bilinen bilimlerle bağdaşmadığını düşünmeleridir. Boylcce 19(X)’lerden birkaç yıl sonra bilimde fizikçıliğe (physicalism) doğru bir kayma oldu. Fızikçılik, bütün bilinçli deneyimlerin nöronlara veya jiâoiO)ik bakımdan gözlenen uyaranlara (girdiler) ve tepkilere (çıktılar) gö-»ıçıkUnabılcccği fikridir.
Pııkolojıde bu davranışçı felsefe yaklaşık I910’da başlayarak, I. P. Pavlov «eJoKn Watson tarafından p<ıpüler yapıldı ve B. F. Skinner ve birçok psıko-âltırıfından I970’ler boyunca devam ettirildi. Yirminci
Bununb birlikte algı, bellek ve zihinsel suret^lerin içsel temsiline ilişkin leonler zamaiAla öğrenme teorilerine karşı çıkmaya başladılar. Bıl^ işleme ve blış. belli bir uzmanlık konusuna ilişkin ya da teknik bir sözcük olup önemli bir şevi anlattığı düşünülen, (fakat kimsenin dc pek bir anlam veremediği) gösterişli sözler haline geldi. Davranışçılar tarafından küçümsenen ve ilerleme kayde^lcmeyccck bir konu olarak düşünülen bilinç, yarım asırlık ihmalden s^mra psikoloji literatürüne yavaş ve temkinli bir şekilde girmeye başladı. Ve bu kavTam üzerinde denemeler yapan bilim adamları, “bılınçın” gittikçe daha yüksek seviyelerine çıkmaya çalışan Haight-Asbury’nin uyuşturucu sever hippileri değildi. 1990’larda bilinç konusuyla ilgili sayıları günden güne “artan’ yayınlar yapıldı (Zeman, 2001). Bu konuya ilgi
George Mandler (1984), insanlarla ilişkilerimizden sonuçlar çıkarırken ortak bir muhakemeyi ve görünen kanıtları paylaştığımıza ve insanların ancak bilinçli deneyimlerim gözleyebıldiğimıze dikkat çekmiştir. Bunun anlamı, bilinçli bir olay ile ilgili sizin öznel raporunuz benimkiyle aynı olmayabilir (Sız “Ben Cuınartesi Gecesi Şov’unu seyretmeyi seviyorum” dediğinizde ben, sızın bu şova karşı duygusal reaksiyonunuzun, “Erkek arkadaşımla göz göze gelmeyi seviyorum” dediğiniz zamanki duygusal reaksiyonunuzdan farklı olduğunu sanıyorum). Diğer taraftan, kişilerin yaptıkları bu tür bildirimlere dayanarak ınsaı^ yaşantısı hakkında güvenilir çıkarımlar yaparız; aksı taktirde dünyamız olduğundan daha kaotik olurdu ve insan ilişkileri belirsizleşırdi.
Pratikte algının araştırılmasında sözel ifadeleri bilinçli deneyimlerin betimlemesi olarak görürüz. Algıya ilişkin ifadeler, fiziksel olayların düzeni ile buyuk bir uyum içindedir. Tüm araştırma alanları bu yönteme dayanmaktadır. tasanlar bilinç dışı süreçler üzerinde bilerek düşünmemekle birlikte, bu süreçler de genel gözlemlerden çıkarılabilir. En basit örnek, anılarımızın büyük kısmının şu anda farkında olmayışımızdır. Örneğin, bu sabahki kahvaltıyı hatırlayabilirsiniz ama bize sorulmadan önce bu anı neredeydi? Bilinçli bir şekilde olmasa da hâlâ sınır sisteminde temsil edilmekteydi; ama sorun da burada işte. Hangi screbral komut, görünmezi görülür hâle getirir? Örneğin, bilinçsiz anılar zihne gelmeden bile diğer süreçleri etkileyebilirler. Eğer bugün kahvaltıda portakal suyu ıçtıysenız, bu sabah portakal suyu içtiğiniz aklınıza gelmese bile yarın sut içmeyi tercih edebilirsiniz.
Bir olay; hatırlamadan önceki ve sonraki anılar, otomatik beceriler, örtük öğrenme, soz diziminin kuralları, dikkatin verilmediği konuşmalar, varsayılan
Bılifv^ Durumları 171
^ ^^iKe^ı uyarım ışlcnmcvı vc daha hır <,ok fenomen, alınılmış uya-«t hluK’^ıı temsilleri ile yapılabilir. Araştırmacılar halen bu olaylarm niM tartışmaya devam etmekte; ama yeterli kanıt olduğu takdirde bı-j,. lemsıllettlen anlam çıkarılabileceğini de buyuk ölçüde kabul etmekte-Hem bilinçli hem de bilinçsiz temsilleri, çıkarımsal yapılar olarak ele ^ ^Micmlıdır; çunkıı ancak o zaman bıhnçlılıgı bir değişken olarak ele ala-iveK>vlccc bilincin kendisi hakkında konuşabiliriz. Newton’un yerçekn Ç 4nvinda olduğu gibi, bir durumu onun yokluğuyla karşılaştırabiliriz. Bilin-^j^ifşıUştımıa yöntemi, bildiğimiz deneysel yöntemlerden bir parça daha ge-^vesjyuitur; çunku iki doğrudan gözlemden ziyade ıkı çıkanmsal varlığı l^lâştınyoruz. Ama bilince bir değişken olarak yaklaşma prensibimiz bılı-^ yöntemle aynıdır. Bu fenomenlerin bilimsel analizi için ilk adım olarak.birebir ürünler sundu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder