samsung note 4,den islam bilgisi55 bugün samsung note 4 sizin icin islam bilgilerini sunuyor samsung note 4 sizin icin bu yazıları sizlere sunuyor samsung note 4 cok calısıyor samsung note 4 diyorki Fekat bu, kat’i, meydanda olan halâl ve haramlar içindir. [Halâl, haram oldukları, dört mezhebde de sözbirliği ile bildirilenler içindir]. Zan olunanlar için değildir. Hanefi mezhebinde mubâh olan, çok şey vardır ki, şâfi’î mezhebinde mubâh değildir. Bunun aksi de vardır. Muhtâc olduğu şübheli olan birinin, fâizle para alması halâl olur demiyene, açık bildirilen harâma halâl diyemiyene dil uzatılmaz. Sapık, gerici denilmez. Halâl demesi için zorlanamaz. Onun haklı olması dahâ kuvvetlidir. Hattâ, haklı olduğu meydandadır. Ona dil uzatanlar haksızdır ve tehlükelidir. Mevlânâ Abdülfettâh, (Fâizsiz borç almak iyidir. Niçin fâiz ile alıyorlar?) demiş. Siz de, (Böyle söyleme. Halâli inkârmı ediyorsun?) diyerek onu tekdir etmişsiniz. Yavrum, bu sözünüz, kat’î olan halâl için doğrudur. İhtiyâcı olanın, fâiz ile borç almasına halâl deseniz bile, bunu yapmamak, yine dahâ iyi olur. Vera’ sâhibleri, ruhsat, izn verilen şeyleri yapmamış, herkese, azimet yolunu göstermişlerdir. Lâhor şehrindeki müftîler, ihtiyâcı olana câiz olur demiş ise de, ihtiyâcdan ihtiyâca fark vardır. Her ihtiyâç, özr sayılırsa, fâizin harâm olacağı yer kalmaz. Fâizin harâm edilmesi abes, lüzûmsuz bir emr olur. Oruç, yemin keffâreti niyyeti ile de, fakirleri doyurmak için, fâiz ile borç almak câiz değildir. Fakir doyuramıyan, oruç tutar. İslâmiy-yete uymak ile, az bir takvâmn bereketi ile, Allahü teâlâ, insanın ihtiyâcını kolaylıkla giderir. Allahü teâlâ, takvâ sâhiblerini sıkıntılardan kurtarır. Cenâb-ı Hak, size ve doğru yolda olanlara selâmet versin! Âmîn.
Bu mektûb, nakîb şeyh Seyyid Feride yazılmışdır. Afiyet ne demek olduğu bildirilmekdedir:
Allahü teâlâ âfıyet versin! Öyle bir âfıyet versin ki, büyüklerden biri, hep düâ eder, Allahü teâlâdan bir günlük âfıyet isterdi. Adamın biri, bu zâta, (Sen hergün âfıyetde değil misin?) dedi. (Allahü teâlâdan öyle bir gün istiyorum ki, sabâhdan akşama kadar Allahü teâlâya hiçbir günâh işlemiyeyim. Afiyetle geçen gün böyle olur) buyurdu. Cenâb-ı Hak, size de, böyle âfiyetli günler ihsân eylesin!
Çok zemandan beri, Serhend şehrinde kâdî ya’nî İslâm mahkemesinin hâkimi yokdur. Bunun için, islâmiyyetin emrlerlnden birkaçı yapılamamakdadır. Meselâ; Kardeşimin çocuğu yetimdir. Babasından kendisine mîrâs mal kalmışdır. (Vasi) si yokdur. İslâmiyyetin izni olmadan bu mal kullanılamamakdadır. Eğer kâdî olsa.
Şeyh-ul-islâm Abdüllah-i Ensârî Hirevî buyuruyor ki, (Yâ Rabbî! Dostlarını öyle yapdm ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor!). Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehrdir. Onları incitmek, sonsuz felâketlere sebeb olur. Allahü teâlâ bizi ve sizi bu belâya düşmekden korusun! Şeylî-ul-islâm yine buyurdu ki, (Yâ Rabbî! Her kimi felâkete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın). Fârisî beyt tercemesi:
fiakkın ve hak adamlarının yardımı olmadan,
Melek de olsa, kurtulamaz yüz karalığından.
Allahü teâlânın size yeniden ihsân etmiş olduğu bu tevbeyi ve bu yola kavuşmağı büyük ni’met biliniz! Bu yolda ilerlemek için Allahü teâlâya yalvarınız! Allahü teâlâ, doğru yolda olanlara ve Muhammed Mustafânın «aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât» izinde gidenlere selâmet versin!
Bu mektûb, yine Muhammed Sâdık-ı Kişmîriye yazılmışdır. Evli-yânın kerâmetlerini bildirmekdedir:
Hak sübhânehu ve teâlâ, Evliyâya inanmakla ve bu yüksek insanları sevmekle, hepimizi şereflendirsin!
İçinde birkaç süâl bulunan mektubunuz geldi. Denemek ve üzmek için yapılan süâl, cevâb vermeğe değmez ise de, belki fâideli olur düşüncesi ile cevâb veriyorum. Birisi anlamazsa da, anlayanlar çok şey öğrenir.
Süâl: Eskiden gelnıiş geçmiş Velîlerde çok kerâmetler, hârikalar hâsıl olmuşdu. Zemanımızdaki büyüklerde ise az görülmekdedir. Bunun sebebi nedir? diyorsunuz.
Cevâb: Bu süâli sormanız, zemanımız büyüklerinde hârikalar az görülüyor diyerek bunları küçültmek düşüncesi ile oldu ise, şeytânın aldatmasından Allahü teâlâya sığınırız. Sözün gelişinden düşüncenizin öyle olduğu anlaşılıyor. Şeytânın şerrinden Allahü teâlâya sığınınız!
Velî olmak için, bir insandan hârikaların, kerâmetlerin meydana gelmesi şart değildir. Hâlbuki, Peygamberlerin «aleyhimüsselâm» mu’cize göstermesi lâzımdır. Bununla berâber, Evliyânın hemen hepsinde, kerâmet görülmüşdür. Kerâmet göstermeyen velî pekazdır.
velîden, çok kerâmet meydana gelmesi, onun üstünlüğünü göstermez. Evliyânın birbirinden üstünlüğü, Allahü teâlâya dahâ yakîn olmalarına bağlıdır. Dahâ yakîn olan bir velî, pekaz kerâmet sâhibi olabilir. Allahü teâlâdan dahâ uzak olan bir velî, dahâ çok kerâmet, hârika gösterebilir. Bu ümmetin sonradan gelen Evliyâsında, o kadar çok kerâmetleri olanlar görülmüşdür ki, Eshâb-ı kirâmın «rıdvânul-lahi aleyhim» hiç birinde, bunun yüzde biri bile, meydana gelmemiş-dir. Hâlbuki, Evliyânın en yükseği, en aşağı derecede olan bir Sahâbînin derecesine yetişemez. Görülüyor ki, Evliyâyı ve onların üstünlüğünü anlıyabilmek için, kerâmetlerine, hârikalarına bakmak, câhillik, kısa görüşlülük olur. O kimsede, o büyüklerin yollarına katılabilmek kâbiliyyetinin az olduğunu gösterir. Peygamberlerin ve Velîlerin feyz ve bereketlerine, ancak onlara uymak kâbiliyyetinde olanlar kavuşabilir. Kendi düşüncelerine, hayâllerine uyanlar, kavuşamaz. Ebû Bekr-i Sıddîk «radıyallahü anh», uymak kâbiliyyeti sebebi ile. Peygamberimize «sallallahü aleyhi ve sellem» birşey sormadan inanıverdi. Ebû Cehide bu kuvvet bulunmadığından, o kadar alâmet ve mu’cizeler gördüğü hâlde. Peygamberliğe inanmak se’âdeti ile şereflenemedi. Sûre-i En’amda, böyle tâli’sizler için buyuruyor ki, (Senin Peygamber olduğunu belirten, açık alâmetlerin hepsini görseler, yine inanmazlar. Yanına geldikleri zeman, terbiyesizlik yapar, mübarek kalbini incitirler ve bu Kur'ân, eskiden kalma hikâyeler, masallardır, derler).
Peygamber «sallallahü aleyhi ve sellem» zemanına yakîn zeman-lardaki Evliyânın, az kerâmet gösterdiğini, bütün ömrlerinde üç-beş hârikadan başka görülmediğini söyledik. Cüneyd-i Bağdâdînin on kerâmeti bile işitilmemişdir. Hak teâlâ, kelîmi olan, Mûsâ aleyhisse-lâma dokuz mu’cize verdiğini bildirmekdedir. Bunlar, düşmanlara karşı olan, hârikalardır. Yoksa, Peygamberlerden ve Evliyâdan her sâ’atde, hârikalar meydana gelmekdedir. Düşmanları bilse de, bilmese de, hârikaları güneş gibi görülmekdedir. Fârisi mısra’ tercemesi:
Kör göremezse, güneşin kabâhati ne?
Süâl: Temiz olan tâliblerin, keşf ve müşâhede etdikleri şeylere, şeytân birşey karışdırabilir mi? Karışdırabilirse, bunu ayırd etmek nasıl olur? Karışdıramaz ise, keşf ve ilhâm ile elde edilen bilgilerin, ba’zısmın yanlış olması nedendir?
Cevâb: Herşeyi doğru olarak ancak Allahü teâlâ bilir. Bilgisini şeytânın kanşdırmadığı kimse yokdur. Peygamberlere bile karışabileceği, hattâ karışdığı hâlde, Evliyâya karışmaz olur mu..
Bu mektûb, Hakim Abdülkâdire yazılmışdır. Hasta iyi olmadıkça, gıdânm ona fâide vermiyeceği bildirilmekdedir:
Tabîbler diyor ki, hasta perhiz yapmalıdır. İyi olmadan önce ona gıdâ iyi gelmez. Yağlı kuş eti bile böyledir. Hattâ hastalığını artdırır. Fârisi mısra’ tercemesi:
Hastanın yidiği hastalığı artdınr!
Bunun için, önce hastayı iyi etmeği düşünmek lâzımdır. Bundan sonra, uygun gıdâ vererek, eski kuvvetli hâline kavuşduruİması düşünülür.
Bunun gibi, (Kalblerinde hastalık vardır) âyet-i kerimesinde bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hiçbir ibâdeti ve tâ’ati fâide vermez, belki zarar verir. (Çok.Kur’ân-ı kerim okuyanlar vardır ki, Kur’ân-ı kerim bunlara la’net eder) hadis-i şerifi meşhûrdur. (Çok oruç tutanlar vardır ki, onun orucdan kazancı, yalnız açlık ve susuzluk-dur) hadis-i şerifi de sahihdir. Kalb hastalıklarının mütehassislan olan tesavvuf büyükleri de, önce hastalığın giderilmesi için yapılacak şeyleri emr buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak teâlâdan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. Çünki herkes, herşeyi kendi için ister. Çocuğunu sevmesi, kendini sevdiği içindir. Malı, mevkı’i, rütbeyi hep kendi için ister. Onun ma’bûdu, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmakdadır. Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadıkça, insanın kurtulması çok güc olur. Bundan anlaşılıyor ki, aklı başında olan ilm adamları ve kalbi uyanık olan fen adamları, herşeyden önce, bu hastalığın giderilmesini düşünmelidirler. Fârisî mısra’ tercemesi:
İçerde kimse varsa, bir söz yetişir!
Bu mektûb, Muhammed Sâdık-ı Kişmîriye yazılmışdır. Bu yolun büyüklerini tanımak ve sevmek AUahü teâlânın en büyük ni’metlerinden olduğu bildirilmekdedir:
Aşırı sevgi ve tâm bağlılıkla yazılmış olan güzel mektûbunuz geldi. Bundan dolayı, AUahü teâlâya hamd ve şükr olsun! Bu yolda olanları tanımak ve sevmek, AUahü teâlânın ni’metlerinin en büyüklerindendir. Hangi mes’ûd kimseyi acabâ bu ni’metle şereflendirirler?
lış doğrudan ayırd olunur. Nitekim, Hâc sûresinde, bunu beyân etmekde, (AUahü teâlâ, şeytânın karışdırdığını değişdirir. Sonra kendi âyetlerini, sağlam olarak bildirir) buyurmakdadır. Evliyâya, şeytânın karışdırdığını haber vermek lâzım değildir. Çünki, Velîler, Nebilerin izinde yürümekdedir. Bunlar, Peygamberlerin bildirdiğine uymıyan buluşlarını red ederler, kıymet vermezler. Fekat, Peygamberin dîninin bildirmediği, doğru veyâ yanlış demediği bilgilerin doğrusunu, iğrisinden ayırmak gücdür. Çünki, ilhâm zannîdir, şübhelidir. Fekat, doğru ilhâmları iğrilerinden ayıramamak. Velîler için, bir kusûr olmaz. Çünki, dünyâ ve âhıret se’âdetlerine kavuşmak, islâmiyyete uymakla olur. Islâmiyyetin bildirmediği şeyler, ehemmiyyetli değildir. İnsanlara, ehemmiyyetsiz şeyleri yapmak emr olunmadı.samsung note 4 sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder