cep telefon fiyatları,ndan islam bilgisi67

 cep telefon fiyatları


cep telefon fiyatları,ndan islam bilgisi67 bugün yine cep telefon fiyatları sizlere islam hakkında yazılar yazıyor cep telefon fiyatları güzel olan allahın ilmini sizlee sunuyor cep telefon fiyatları sizin icin diyorki Bu ayet-i kerîme, herkesin Kitâbı ve sünneti doğru anlıyamı-yacağmı, anlıyamıyanlarm da bulunacağım göstermekdedir. Anlı-yamıyanlarm, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden anlamağa çalışmalarını değil, anlamış olanlardan sorup öğrenmelerini em-retmekdedir. Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şeriflerin ma’nâlarmı herkes doğru anlıyabilseydi, yetmişiki sapık fırka meydana çıkmazdı. Bu fırkaları çıkaranların hepsi de derin âlim idi. Fekat hiçbiri, Nassların, ya’nî, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şeriflerin ma’nâ-larını doğru anlıyamadı. Yanlış anlıyarak, doğru yoldan ayrıldılar. Milyonlarca müslimânın felâkete sürüklenmelerine de sebeb oldular. Nasslardan yanlış ma’nâlar çıkarmakda, vehhâbiler o kadar taşkınlık yapdılar ki, doğru yoldaki müslimânlara kâfir, müşrik diyecek kadar sapıtdılar. Türkçeye terceme ederek, el altından yurdumuza sokdukları (Keşf-üş-şübühât) ismindeki kitâb-larmda, Ehl-i sünnet i’tikâdmda olan müslimânları öldürmek ve mallarını yağma etmek mubâhdır diyorlar.Allah ü teâlâ, mezheb imâmlarının ictihâd etmelerini ve mez-heblerini kurmalarını ve bütün müslimânların bu mezhebler üzerinde toplanmalarını, yalnız sevgili Peygamberinin ümmetine ih-sân etmişdir. Cenâb-ı Hak, bir yandan i’tikâd imâmlarmı yaratarak, sapıkların, zındıkların, mülhidlerin ve insan şeytanlarının i’tikâd ve îmân bilgilerini bozmalarına mâni’ olduğu gibi, mezheb imâmlarmı da yaratarak, dînini bozulmakdan korumuşdur. Hıristiyanlıkda ve Yehûdîlikde bu ni’met olmadığı için, dinleri bozulmuş, oyuncak hâline gelmişdir.Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından dört-yüz sene sonra ictihâd edebilecek derin âlim kalmadığını İslâm âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Şimdi, ictihâd etmeli diyen kimsenin akl hastası veyâ din câhili olduğu anlaşılır. Büyük âlim Celâleddîn-i Süyûtî ictihâd derecesine yükselmiş olduğunu söyle-mişdi. Zemânındaki âlimler kendisine bir süâl sorup, buna iki çe-şid cevâb verilmiş olduğunu, bunlardan hangisinin dahâ sağlam olduğunu bildirmesini söylediler. Cevâb veremedi. İşinin çok olduğundan, buna vakt ayıramıyacağmı bildirdi. Hâlbuki kendisinden istenilen şey, fetvâda ictihâd yapması idi. Bu ise, ictihâd derecelerinin en aşağısıdır. Süyûtî gibi derin bir âlim fetvâda ictihâd-dan kaçmmca, insanları mutlak ictihâd yapmağa sürükliyenlere deli veyâ din câhili denilmez de ne denir? İmâm-ı Gazâlî, kendi ze-manında müetehid bulunmadığını, (thyâ-ül-ulûm) kitâbmda açıkça bildirmişdir.hadîs-i şerîflerden çıkarılmıyan din hükmlerinin fâidesi olmaz diyen kimsenin ne kadar câhil olduğu ortaya çıkar. Hadîs-i şerîHerin bildirdikleri sayısız bilgiler arasında, ibâdetleri ve mu’âmelâtı bildiren hadîs-i şerîfler pek az kalmakdadır. Ba’zı âlimlere göre beşyüz kadardır. [Tekrâr edilmiş olanları da katılırsa, üçbini geçmez]. Bu kadar az hadis arasından sahîh bir hadîsi, dört mezheb imâmından hiçbirinin işitmemiş olması düşünülemez. Sahîh hadîsleri dört mezheb imâmından en az birisi delîl olarak almışdır. Kendi mezhebindeki bir işin, sahîh olan bir hadîse uygun olmadığını gören bir müslimânın, bu hadîse göre ictihâd etmiş olan başka bir mezhebe uyarak bu işi yapması lâzımdır. Kendi mezhebi imâmı da belki bir hadîs-i şerîfi işitmiş, fekat daha sahîh olduğunu anladığı veya daha sonra olup birincisini nesh eden başka hadîse uyarak veyâ müctehidlerin bileceği başka sebeblerden dolayı, birinci hadîsi delîl olarak almamışdır. Birinci hadîsin sahih olduğunu anhyan bir müslimânın, mezhebinin bu hadîse uymıyan hükmünü bırakıp, bu hadîse uyması güzel olur ise de bunun için, bu hadîsden hükm çıkarmış olan başka mezhebi taklîd etmesi lâzımdır. Çünki, o mezhebin imâmı, ahkâmın, delîllerinden onun bilmediklerini bilerek, o hadîsle amel etmeğe mâni’ birşey bulunmadığını anlamışdır Bununla berâber, bu işi kendi mezhebine uyarak yapması da câizdir. Çünki mezhebinin imâmının öyle ictihâd etmesi, muhakkak sağlam bir delHe dayanmışdır. Mukallidin bu delîli bilmemesini islâmiyyet özr saymakdadır. Çünki, dört mezhebin imâmının hiçbiri, ictihâd ederken, kitâbdan ve sünnetden ayrılmamışlardır. Bunların mezhebleri, kitâbın ve sünnetin açıklamalarıdır. Kitâbın ve sünnetin ma’nâlarını ve hükmlerini müslı-mânlara açıklamışlardır. Onların anlıyabilecekleri şeklde anlatmışlar, kitâblara geçirmişlerdir. Mezheb imâmlarının bu işleri, İslâm dînine o kadar mu’azzam bir hizmetdir ki, Allahü teâlâ kendilerine yardım etmeseydi, bunu yapmağa insan gücü yetişemezdi. Bu mezhebler, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” hak peygamber olduğunu ve İslâm dîninin sahîh olduğunu bildiren en kuvvetli vesîkalardan biridir.Din imâmlarımızın ictihâdlarında ayrılmaları, yalnız fürû’-i din mes’elelerindedir. Üsûl-i dînde, i’tikâd ve îmân bilgilerinde hiç ayrılıkları yokdur. Dinde zarûri olarak bilinen ve delîlleri tevâtür ile bildirilmiş hadîslerden alınan din bilgilerinde de ayrılıkları yokdur. Yalnız, fürû’-i din bilgilerinin ba’zısında ayrılmışlardır. Bu bilgilerin delîllerinin kuvvetlerini anlamadaki ayrılıkları buna sebeb olmuşdur. Bu ufak ayrılıkları da, bu ümmete rahmetdir.1 tikâd bilgilerinde, ya’nî inanılacak şeylerde ictihâd etmek câiz değildir. Dalâlete, sapıklığa yol açar. Büyük günâh olur, l’ti-kâd bilgilerinde doğru olan tek yol vardır. Bu da, (Ehl-I sünnet vel cemfi at) mezhebidir. Hadıs-i şerıfde rahmet olarak bildirilen ayrılık, ahkâmda olan ayrılıkdır.Dört mezhebin hükmlerinin ayrıldıkları bir mes’elede, içlerinden yalnız birinin hükmü doğrudur. Bu doğru hükmü taklîd edenlere iki sevâb, doğru olmıyan hükmleri taklîd edenlere bir se-vâb vardır. Mezheblerin rahmet olması, bir mezhebi bırakıp başka mezhebi taklîd etmenin câiz olacağını göstermekdedir. Fekat, dört mezhebden başka mezhebleri ve hattâ Eshâb-ı kirâmı taklîd etmek câiz değildir. Çünki, onların mezhebleri kitâblara geçmemiş, unu-tulmuşdur. Bilinen dört mezhebden başkasını taklîd etmek imkânı kalmamışdır. Eshâb-ı kirâmı taklîd etmek câiz olmadığını İslâm âlimlerinin sözbirligi ile bildirdiklerini, tmâm-ı Ebû Bekr-i Râzî de haber veıroekdedir. Mezheblerin ve müctehidlerin ve bilhâssa dön mezheb imâmının üstünlüklerini ve mezheblerinin kitâbdan ve sünnetden dışarı çıkmadıklarını ve icmâ’ ile, kıyâs ile bildirdikleri hükmlerin kendi re’yleri olmayıp, kitâbdan ve sünnetden alınmış olduklarını iyi anlamak istiyenlere, tmâm-ı Abdüivehhâb-ı nînin (Mîzân-ül-kübrâ) ve (Mîzân-ül Hıdriye) kitâblarını ok.ana larını tavsiye ederiz. (Huccet-ullah-i alel’âlemîn) kitâbından u cc me burada temâm oldu. Yukardaki yazılarda tarafımızdan ilâve edilmiş hiçbir kelime yokdur. Hepsi, arabî aslından terceme edil-mişdir. Bütün yayınlarımızda olduğu gibi, burada da kendi ilâvelerimiz köşeli parantez içine alınmış, böylece kendi ilavelerimizin kitâb yazıları ile karışdırılmaması sağlanmışdır. (Huccet-uliahı alel’âlemîn) kitâbının arabî aslı, 1394 (m. 1974] senesinde, ofset yolu ile îstanbulda basdırılmışdn.
Kur’ân-ı kerîmde din âlimleri denmez) sözü doğru değildir. Çeşidli âyet-i kerîmeler, âlimleri ve ilmi övmekdedir. Abdülganî Nablûsî hazretleri (Hadîka) kitâbmda buyuruyor ki: Kur’ân-ı kerîmde (Ey müslimfinlar! Bilmediklerinizi, zikr sâhiblerinden surunuz!) buyuruldu. Zikr, ilm demekdir. Bu âyet-i kerîme, bilmiyen-lerin âlimleri bulup öğrenmelerini emr etmekdedir. İmrân sûresinin yedinci âyetinde (Müteşâbih âyetlerin ina’nâlannı ancak ilm sâhibieri anlar) ve onsekizinci âyetinde (Allahü teâlânın var ve bir olduğunu, ilm sâhibieri anlar ve bildirirler) ve Kasas sûresinin sek-senbirinci âyetinde (İlm sâhibieri, onlara, size yazıklar olsun!Müctehid olmıyan bir müslimân, bir sahîh hadîs öğrenip, mezhebi imâmının buna uymıyan hükmünü yapmak kendine ağır gelirse, bu müslimânın, dört mezheb arasında, bu hadîse uygun ıc-tihâd etmiş olan müctehidi arayıp bulması ve bu işini onun mezhebine göre yapması lâzımdır. Büyük âlim İmâm-ı Nevevı (Ravdal-üt-tâlibîn) kitâbında bunu uzun açıklamakdadır. Çünkı, »ctıhad derecesine yükselmemiş olanların kitâbdan ve sünnetden ahkam çıkarmaları câiz değildir. Şimdi, ba’zı câhiller, kendilerinin mutlak ictihâd derecesine yükseldiklerini, Nasslardan, ya nı kıtabdan ve sünnetden ahkâm çıkarabileceklerini ve dört mezhebden birini taklîd etmeğe ihtiyâçları kalmadığını söylüyorlar. Senelerden ben taklîd etmiş oldukları mezhebi terk ediyorlar. Bozuk düşünceleri ile mezhebleri çürütmeğe kalkışıyorlar. Bizim gibi olan dm adamlarının re’ylerine uyamayız gibi câhilce, ahmakça şeyler söylyor-1ar. Şeytânın vesvesesi ve nefslerinin tahriki ile üstünlük iddi a ediyorlar. Böyle sözleri ile, üstünlüklerini değil, ahmaklıklarını ve alçaklıklarını ortaya koymuş olduklarını anlıyamıyorlar. Bunlar arasında, herkes tefsîr okumalı. Tefsîrden ve Buhârîden ahkam çıkarmalıdır diyen ve yazan câhilleri ve sapıkları da görmekdeyız. Sakın müslimân kardeşim! Böyle ahmaklar ile arkadaşlık etmek-den, bunları din adamı sanmakdan çok sakın! İmâmının ınezhebı-ne sımsıkı sarıl! Dört mezhebden dilediğini ve beğendiğim seçebilirsin. Fekat, mezheblerin kolaylıklarını araşdırmak, ya’nî mezhebleri (Telfîk) etmek câiz değildir. [(Telfîk) demek, mezheblerin kolaylıklarını kanşdırarak yapılan bir işin bu mezheblerden hiçbirine uymaması demekdir. Bir işi yaparken dört mezhebden birine uvulur Ya’nî bu iş, bu mezhebe göre sahîh olur ve ayrıca diğer uç mezhebde de sahîh ve makbûl olması için gerekli şeylere de, mum-kin olduğu kadar uyulursa, buna (Takva) denir kı çok sevâb olur d Hadîs-i şerîfleri okuyup iyi anlıyabilen bir müslimânın, kendi mezhebinin delîllerini öğrenmesi, hadîslerin medh etdığı işleri yapması, korkulduklarından sakınması, dîn-i islâmın büyüklüğünü, kıymetini ve Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Allahu teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının kemâlâtını ve Resulullahm sallallahü aleyhi ve sellem” hayâtını ve fazîletlerini ve mu’cı^lerını ve dünyânın, âhıretin, kıyâmetin, mahşerin. Cennetin ve Cehennemin hâllerini ve melekleri, cin ve geçmiş ümmetleri ye Peygamberleri ve kitâblarını ve Resûlullahın ve Kur’ân-ı kerîmin üstünlüklerini, Âlinin ve Eshâbının hâllerini ve kıyâmet alâmetlerim ve dahâ nice dünyâ ve âhıret bilgilerini öğrenmesi lâzımdır. Resûlul-lahın ‘‘sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şeriflerinde dünya ve âhıretin bütün bilgileri toplanmışdır. Allahü teâlânın vereceği sevâb-1ar, dünyâ ni’metlerinden dahâ iyidir dediler) ve Rum sûresinin el-lialtıncı âyetinde (llm ve imân sâhibleri, dünyâda iken inkâr etdi-ğiniz kıyâmet günü işte bu gündür diyeceklerdir) ve Isrâ sûresinin yüzsekizinci âyetinde (İlm sâhibleri, Kur’ân-ı kerîmi işitince secde ederler ve sâhibimizde hiçbir kusûr yokdur. O, verdiği sözden dönmez derler) ve Hac sûresinde (tim sâhibleri, Kur’ân-ı kerîmin Allah kelâmı olduğunu anlar) ve Ankebût sûresinin ellinci âyetinde (Kur’ân-ı kerîm, ilm sâhiblerinin kalblerinde yerleşmişdir) ve Se-be’ sûresinin altıncı âyetinde (llm sâhibleri, Kur’ân-ı kerîmin Allah kelâmı olduğunu ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşdurduğunu bilirler) ve Mücâdele sûresinin onbirinci âyetinde (tim sâhiblerine Cennetde yüksek dereceler verilecekdir) ve Fâtır sûresinin yirmiye-dinci âyetinde (Allahü teâiâdan ancak ilm sâhibleri korkar) ve Hu-curât sûresinin ondördüncü âyetinde (En kıymetliniz, Allahü teâ-lâdan çok korkanmızdır) buyuruldu. (Hadîka) nın üçyüzalt-mışbeşinci sahîfesindeki hadîs-i şeriflerde (Allahü teâlâ ve melekler ve her canlı, insanlara iyilik öğretene düâ ederler) ve (Kıyâmet günü, önce Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehîdler, şefâ’at edeceklerdir) ve (Ey insânlar, biliniz ki, ilm âlimden işiterek öğrenilir), (tim öğreniniz! tim öğrenmek ibâdetdir. tim öğretene ve öğrenene cihâd sevâbı vardır, tim öğretmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilm öğrenmek, teheccüd nemâzı kılmak gibidir) buyuruldu. (Hulâsa) adındaki fetvâ kitâbında diyor ki: (Fıkh kitâbı okumak, geceleri nemâz kılmakdan dahâ sevâbdır). Çünki, farzları, harâmları, [âlimlerden veyâ yazmış oldukları] kitâblardan öğrenmek farzdır. Kendisi yapmak ve başkalarına öğretmek için fıkh kitâbları okumak, tesbîh nemâzı kılmakdan dahâ sevâbdır. Hadîs-i şerîflerde (tim öğrenmek, bütün nâfile ibâdetlerden dahâ sevâbdır. Çünki, kendine de öğreteceği kimselere de fâidesi vardır) ve (Başkalarına öğretmek için öğrenen kimseye, Sıddîklar se-vâbı verilir) buyuruldu. İslâm bilgileri, ancak üstâddan ve kitâbdan öğrenilir. İslâm kitâblarına ve rehbere lüzûm yokdur diyenler, yalancıdır, zındıkdır. Müslimânları aldatmakda, felâkete sürükle-mekdedir. Din kitâblarındaki bilgiler, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkanlmışdır. (Hadîka) dan terceme, temâm oldu.
Allahü teâlâ, Resûlünü, Kur’an-ı kerîmi teblîğ etmek, öğretmek için gönderdi. Eshâb-ı kirâm, Kur’ân-ı kerîmdeki bilgileri Resûlullahdan öğrendiler. Din âlimleri de, Eshâb-ı kirâmdan öğrendiler. Bütün müslimânlar da, din âlimlerinden ve bunların ki-tâblarından öğrendiler. Hadîs-i şerîflerde (tim hazînedir.Kâfirlerle rihâd etmek mUsUmânlara salduanlar. lammak. onlar, sevmemek iSdûlShâd. hükümet yapar. Devletin ordusu yapar Müslimânlarm cihâd yapmas., asker oiarak, vazifeyi yapmak demekdir.Bizim de, Ehl-i sünnet alimlerinin 'o»»'’'».'" -sözlerini^yaymamız ve kâfirlerin, düşmaniarm, Müsiimanlara ıftı-râ ve eziyyet edenlerin, kötü, alçak, yalancı olduklarını, gençkre, dostlara ildirmemiz lâzımdır.Ehl-i sünnet i’tikâdını öğrenmesi ve sözü geçenlere ödetmesi lâzımdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bil diren k.tabları ve gazeteleri bulup, almalı, bunları, geS^tan " dıklara göndermeli. Okumaları için çalışmalıdır. İslâm d'^üSmanla rmın İÇ yüzlerim açıklıyan kitâbları da yaymalıdır.Mükellef) olan, ya’nî âkil ve bâlig olan kimsenin, önce, îmânını, i’tikâdını düzeltmesi lâzımdır. Ya’nî Ehl-i sünnet ve cemâ’at âlimlerinin Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anladıkları ve kitâblarında bildirdikleri gibi inanması lâzımdır. Ananın, babanın birinci vazîfesi, küçük çocuklarına, herşeyden önce, bunları öğ-retmekdir. Çocuklarına, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında bildirilen din bilgilerini öğretmiyen ana-baba, çocukları ile birlikde Cehenneme gideceklerdir. Âhıretde azâbdan kurtulmak, ancak bu büyüklerin doğru olarak anladıkları bilgileri, öğrenmeğe ye inanmağa bağlıdır. Cehennemden kurtulacağı hadîs-i şerîfde bildirilen bir fırka, işte bunların yolunda bulunan Müslimânlardır. Resûlul-lahın ‘‘sallallahü aleyhi ve sellem” ve Onun Eshâbının ‘‘radıyalla-hü anhüm” izinde giden hakîkî Müslimânlar, bunlardır. Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarılan ilmler içinde, doğru olanı, kıymetli olanı, Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anladıkları bilgilerdir. Çünki, müslimân ismini taşıyan (Sapık) din adamlarından herbiri, kendi bozuk inanışlarını, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkardıklarını iddiâ eder. Her bozuk düşünceli ve sapık inançlı kimse, Kitâba ve sünnete uymakda olduğunu söyler. Görülüyor ki, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden herkesin anladığı, çıkardığı ma’nâ doğru değildir. Doğru olan Ehl-i sünnet i’tikâdını öğrenmek için, büyük âlim Türpüştînin (El-mu*temed filmu’tekad) adındaki kitâbını okumak uygundur. Açık yazılmışdır. Kolay anlaşılır. [Bunu bula-mıyanların, (Se’âdet-i ebediyye) kitâbını okumaları tavsiye olunur. Fadl-ullah bin Hasen Türpüştî, Hanefî fıkh âlimlerindendir. Altıyüzaltmışbir 661 [m. 1263] yılında vefât etdi.Akâidi, ya’nî inanılacak bilgileri düzeltdikden sonra, (Halâl), (Haram), (Farz), (Vâcib), (Sünnet), (Mendûb) ve (Mekrûh) olan şeyleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları fıkh kitâblarından öğrenmek lâzımdır. Bu âlimlerin üstünlüklerini anlıyamamış olan câhillerin çıkardıkları sapık kitâbları okumamalıdır. Allah korusun! l’tikâd edilecek şeylerde Ehl-i sünnet mezhebine uymıyan inanışı olan Müslimânlar, âhıretde Cehenneme girmekden kurtulamaz. imânı doğru olanın ibâdetinde gevşeklik olursa, tevbe etmese bile, afv edilebilir. cep telefon fiyatları sizin icin sundu.




cep telefon fiyatları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder