Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo calismasi
- Spot İphone
- Spot Telefon
- Spot Samsung
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefon google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- Samsung İphone Cep Telefonu Aramalari
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
replika telefonlar ve varlık hiclik34
replika telefonlar ve varlık hiclik34 sizlere bugün replika telefonlar yazılarını yazdı ve replika telefonlar dediki Başka türlü söyleyecek olursak, arzulananı aleisel ilişkilerini ve araç bileşimleri halindeki düzenlenişini muhalajjj^ (liuiyanın fonu üzerinde, belli bir buradaki gibi ortaya konması söz^ ğıldir. Heyecan için geçerli olanlar arzu için de geçerlidir. birbaşbçjij^ heyecanın, değişmeyen bir dünyadaki heyecan verici bir nesnenin olmadığına işaret etmiştik; heyecan, bilincin ve dünyayla ilişkilerinmiş bir değişimine tekabül etliğinden, dünyanın radikal bir biçimdebaşhlj la onaya çıkar. Keza arzu da kendi-içinin radikal bir değişimidir,(ûnlı için başka bir varlık düzleminde kendini oldurur, bedenini farklıbir^ ret meye, kendini olgusallığıyla şişirmeye yönelir. Bununla bağlıl dünya da onun için yeni bir tarzda varlık kazanmak zorundadır; aDji^ dünyası vardır. Nitekim bedenim artık hiçbir alet tarafındankullankı? olarak, yani dünya içindeki edimlerimin sentetik düzenlenişi olaral'itsd yorsa; ten olarak yaşanıyorsa, dünyanın nesnelerini de tenime göndeıs; kavrarım. Bu demektir ki kendimi bu nesnelere nispeten edilginkıkıaı 1ar bana bu cdilginliğin bakış açısından, bu edilginlikle birlikle ve ğin içinde göıltnürler (çünkü edilginlik bedendir ve beden de hiç zin bakış açısıdır). O zaman nesneler, ete kemiğe bürünmemi bana açııiş kın biraradalıklar olurlar. Bir temas, okşamadır, yani algım, nesnenınhS i l ve liir amaca doğru şimdiki zamanın ötesine geçilmesi değildir vır içinde bir nesneyi algılamak, kendimi onda okşamaktır, formundan da, aletselliğin^en de daha çok onun maddesine (pûrf^ şak, ılık, kaygan, sert, vb.) duyarlı olurum ve arzulayan algımıniçb^^ deki (en gibisinden bir şeyler keşfederim. Gömleğim derime sûriûnb'*' setlerim: genelde benim için en uzak nesne olan gömlek,
111., ır:ııdaıı "boğulabılir" ve dünyayı “boğucu” gibi kavrayabilirim. Ama bu yal-nı:ar:ıı, l'iı başkasına, ya da farksızlaşan başkasının mevcudiyetine yönelik bir öjndıı Kendimi ten olarak bir başka ten aracılığıyla ve onun için açığa çıkar-ınayurzıı ederim. Başkasını büyülemeye, onu görünür kılmaya çalışırım; ve ar-cuiıun dünyası, seslendiğim başkasını boş yere gösterir. Arzu böylecc asla fızyo-lo|ik bir arızilik ya da bizi başkasının tenine beklenmedik bir biçimde ıliştirebi-kckdayanılnıazbirten isteği değildir. Tam tersine, tenimin ve başkasının teninin olıihlmesi için bilincin daha önceden arzunun kalıbına dökülmesi gerekir. Bu arzu, başkasıyla ilişkilerin ilksel bir kipidir ve başkasını bir arzu dünyasının fonu üzerinde arzulanabilir ten olarak oluşturur.
Şimdi arlık arzunun derin anlamını belirtikleşiirebiliriz. Nitekim başkasının biışına gösterdiğim ilk tepkide kendimi bakış olarak oluştururum. Ama bakışa
olmaktır. Elbette başkasını havrayabilirim, onu tutabilirim, sarsabilin^, güce sahipsem, başkasını şu ya da bu edime, şu ya da bu sözleri söylejw layabilirim: ama her şey, sanki ceketini ellerimin arasında bırakıp adamı yakalamak istiyormuşum gibi cereyan eder. Elimde kalan şey celtu lıntıdır; bir bedenden, dünyanın ortasındaki bir fizik nesneden başkasını pamam; ve bu bedenin bütün edimleri özgürlük terimleriyle yonınılanjlj bu yorumun anahtarını tümüyle kaybederim; yalnızca bir olgusallık kiyebilirim. Başkasına ait aşkın bir özgürlüğe ilişkin bilmeyi muhafaaq le, bu bilme ilke olarak benim erim alanımın dışında olan bir gerçeği ve bana her an bu gerçeğin eksikliğini çektiğimi, yaptığım her şeyin‘körin yapıldığım ve anlamını da başka yerde, benim ilke olarak dışlandı^,ü luş alanı içinde kazandığını göstererek, beni nafile yere irkiltir. Amana rim, af diletebilirim, ama bu boyun eğişin başkasının özgürlüğü için« gürlük içinde ne anlama geldiğini hiçbir zaman bilemem. Zaten aynu bilmem de değişikliğe uğrar; bakılan-varhğın doğru anlama imkânınıl rim, bu imkân da bildiğimiz gibi başkasının özgürlüğünü duyurasarıÜ yegane yoludur. Böylece anlamını bile unuttuğum bir girişime anşy Gördüğüm ve dokunduğum ve ne yapacağımı bilemediğim bu başbs da yolumu şaşırmış durumdayım. Sanki bende kalan, gördüğümjem duğum şeyin belli bir ötesinin, aslında sahip olmak islediğim şey olik diğim bir şeyin ötesinin müphem anısıdır sadece. İşte o zaman larım. Arzu bir büyüleme davranışıdır. Başkasını ancak nesnelolgusî yakalayabildiğimden, onun özgürlüğünü bu olgusallık içinde kısm nusudur; bir kremayı tutturmaktan söz edildiğinde olduğu gibi, o:j gusallık içinde “tutturulmuş” olması gerekir, öyle ki, başkasının deniyle eş düzeye gelsin, bedeninin her yanına yayılsın ve ben on''
nun imkânsız ideali böyledir; başkasının aşkınlıgını salt aşkınlık olarak, ama yine de beden olarak sahiplenmek isterim; başkasını sıradan olgusallığına indirgemek isterim, çünkü o zaman başkası benim dünyamın ortasında olacaktır, bir yandan da bu olgusallıgın, onun hiçleyen aşkınlıgının durmadan mevcudiyetten yoksunlaşması [appresentation] olmasını sağlamak isterim.
Ama aslına bakılırsa başkasının olgusallıgı (salt oradaki-varlıgı) benim kendi-varlığımda derinlemesine bir değişim olmadan görüme verilemez. Kişisel kendi ımkânlanma dogm olgusallığımın ötesine geçtiğimde, olgusallıgımı bir kaçış atılımı içinde varettigimde, zaten şeylerin salt varoluşu olarak başkasının olgusallıgı-nın da ötesine geçerim. Bizatihi belirişim içinde, şeyleri araçsal varoluşun yüzeyine çıkartınm, onlann salt varlığı, ele gelebilirliklerini ve araçsallıklarını, kulla-mlabılirliklerini oluşturan işaretleyici göndermelerin karmaşıklığı tarafından gizlenmiştir. Bir kalemi elime almak, esasen yazma imkânına doğru oradaki-varlığı-mın ötesine geçmektir, ama bu aynı zamanda da sıradan varolan olarak kalemin kendi gızılgüçlülügüne doğru ötesine geçilmesidir; ve hattâ bu gizilgüçlülügün de “yazılması gereken harflere” doğru, “yazılması gereken kitaba” doğru ötesine geçilmesidir. Bu nedenledir ki varolanların varlığı genelde bunlann işleviyle örtülmüş durumdadır. Başkasının varlığı için de aynı şey söz konusudur: başkası, bana hizmetçi olarak, görevli olarak, memur olarak ya da sadece yoldan geçen ve çarpmamam gereken bin olarak, ya da komşu odada konuşan ve söylediklerini mlmaya çalıştığım (ya da tersine, “uyumama engel olduğu” için unutmak istediğim) o ses olarak beliriyorsa, benden kurtulan şey yalnızca onun dünya-dışı aş-kınlıgı değildir, aynı zamanda dünya ortasındaki salt olumsallık olarak “oradakı-varlığfda benden kurtulmaktadır. Çünkü aslında, ona hizmetçi ya da ofis görevlisi muamelesi yaptığım ölçüde, kendi olgusallığımın ötesine geçtiğim ölçüde ve hiçledigım proje aracılığıyla onun kendi gizilgüçlülüklerine (aşılmış-aşkmiık, imkânlar) doğru onun ötesine geçerim. Eğer onun sıradan mevcudiyetine dönmek Konu mevcudiyet olarak tatmak istersem, kendimi benim kendi mevcudiyetime indirgemeye çalışmam gerekir. Gerçekten de, oradaki-varhğımın ötesine geçme-)it yönelik her türlü edim, başkasının oradaki-varhğımn ötesine geçme edimidir, nya, benim çevremde kendime doğru ötesine geçtiğim durum olarak var
sa, o zaman başkasını da kendi durumundan itibaren, yani esasen zi olarak kavrarım. Ve elbette arzulanan başkasının da bir durutn ^ mış olması gerekir; dünyanın üzerinde, bir masanın yanında ayakla' takta çıplak yatan ya da yanı başımda oturan bir kadını arzulannij\^^ durumdan, durum içindeki varlığa doğru geri çekiliyorsa, nedem^^*'* mek ve başkasının dünyadaki ilişkilerini aşındırmaktır; “etraftan" lanan kişiye doğru ilerleyen arzulayan hareket etrafı tahnp eden ve kişinin salt olgusallığını ortaya çıkarmak üzere onu kuşatan ve kettir. Ama aslında bu ancak beni o kişiye gönderen her bir nesne, terirken aynı anda kendi salt olumsallığı içinde sabitlenirse mûmk yüzden, başkasının varlığına dönüş hareketi, salt oradaki-varlıkola nüş hareketidir. Dünyanın imkânlarını yok etmek ve dünyayı “arznı halinde kurmak için, yani şeylerin bir bütünün parçaları gibi oldu|ı,^, ham nitelikler gibi belirgin olduğu bir dünya, tahrip edilmiş ve anlamuj bir dünya kurmak için kendi imkânlanmı yok ederim. Ve' duğundan ötürü, bu ancak yeni bir imkâna doğru atılımda bulunmam^' kündür; “mürekkep kâğıdının emdiği mürekkep gibi bedenim tara(jj|U miş” olma imkânına, kendimi salt oradaki-varlığımda özetleme iırbaa^ Bu proje sadece tematik olarak tasarlanmış ve ortaya konmuş d( manda da yaşandığı ölçüde, yani gerçekleştirilmesi tasarlanmâsın(lap.î,a ğı ölçüde bulanıklıktır. Gerçeklen de, yukandaki betimlemeleri,başb “oradaki-varlığmı” yeniden bulmak amacıyla kendimi sanki dûjûncfiş bulanık hale getiriyormuşum gibi anlamamak gerekir. Arzu taşınma varsaymayan, anlamını ve yorumunu kendi-kendisindeiçcreııİ! dir. Kendimi başkasının olgusalhğma fırlattığım anda, ona onun edimlerini ve işlevlerini ötelemek istediğim anda, kendi-k miğe bürünürüm, çünkü başkasının ele kemiğe bürünmesini analda di cisimleşmemin içinde ve onun aracılığıyla isteyebilir hattâ tasamıı*^ ve bir arzunun boşluktaki taslağı bile (“bir kadını dalgın bakışlarla»'^ da” olduğu gibi) bulanıklığın boşluktaki bir taslağıdır, çünkü ben a«^' lığım içinde arzularım, ancak kendi-kendimi soyarken başkasını»)'** kendi tenimi taslaklaştırırken başkasının tenini taslaklaştırınm.
Ama benim ete kemiğe bürünmem, başkasının benim gözûnıA' rünmesinin yalnızca ön koşulu delildir. Benim amacım
Varlık ve Hıjik
,,uJar.,kcsimlC5t,rm.k„r, onu sal, olgusal!,«,n alanma sürüklemen gerek,r ,,wn kend, kendisi ie,n lenden başka bir sey olmayan g,b, gorunmes, gerekir (jylcre ben, her yönden ve her an asabilecek bir askınlıgm devamlı imkânların-(Ijn emin oluıum. o artık buradakınden ibaret olacaktır; bir nesnenin sınırlan içine kapatılmış olarak kalacaktır; ayrıca bizatihi bu olgudan (Mürü ona dokuna-lıılecc^ım, onu yokla)'abileceğim, ona sahip olabileceğim. Aynı biçimde, ete ke-nıı^^e bürünmemin -yani bulanıklığımın- öteki anlamı da bu cisimleşmenin büyüleyici bir dil olmasıdır. Başkasını çıplaklığımla büyülemek ve onda tenimin ar-lusumı uyandırmak için kendimi ten kılarım, çünkü aslında bu arzu başkası için, benimkine benzeyen bir cisimleşmeden başkaca bir şey olmayacaktır. Nitekim .ırru, arzuya davettir. Yalnızca tenim başkasının tenine giden yolu bulmayı bilir ve ben ondaki tenin anlamını uyandırmak için tenimi onun tenine taşırım. Gerçekten de, okşamada, kendi başına hareketsiz bir eli başkasının beline doğru vavaşça kaydırdığımda ona kendi tenimi tattırırım ve bu da onun kendini ha-ırketsi: kılmadan yapamayacağı bir şeydir; o zaman onun bedeninde dolaşan :evk ürpertisi aslında onun ten bilincinin uyanmasıdır. Elimi uzatmak, teni kendime çekmek ya da sıkmak, yeniden edim halindeki beden haline gelmektir; ama apı anda da elimi ten olarak ortadan kaldırmaktır. Elimi başkasının bedeni boraınca hıssetmeksızın dolaştırmak, bu eli neredeyse anlamdan yoksun yumuşak bir sürtünmeye, salt bir varoluşa, bir parça yumuşak, bir parça ıpeksi, bir parça sen salt bir maddeye indirgemek, nirengileri kendi adına belirleyip meşaleleri yayan kişi olmaktan vazgeçmektir, kendini saf bir mukozaya dönüştürmek demektir. 0 anda, arzuların birbirine uyumu gerçekleştirilmiş olur; bilinçlerden her bin, ete kemiğe bürünmek suretiyle ötekinin cisimleşmesini gerçekleştirmiştir, her bulanıklık ötekindeki bulanıklığı doğurmuş ve bu yüzden de bir o kadar yo^nlaşmıştır. Her okşamayla birlikte kendi tenimi ve kendi tenimin içinden başkasının tenini hissederim ve kendi tenim aracılığıyla hissettiğim, kendime Mİ ettiğim bu tenin başkası-tarafından-hissedilen-ten olduğunun bilincine varının. Ve arzunun, bir yandan tüm bedeni hedeflerken, özellikle de en homojen, sınır uçlarının en kaba bir biçimde dağıldığı, kendiliğinden hareketlere en az muktedir ten kitleleri boyunca, memeler, kalçalar, baldırlar ve göbek boyünca bu bedene ulaşması bir rastlantı değildir: bu kitleler sanki salt olgusalhğm ımge-«Pbıdır. Keza gerçek okşamanın iki bedenin en tensel [charnelle] bölgelerinin olması, karınların ve göğüslerin teması olması da bu yüzdendir:replika telefonlar yazdı ve sundu..
