spot telefon,dan islam bilgisi7 bugün sizin icin spot telefon elinden gelenb gayreti gösterdi ve
spot telefon islam yazılarını sizlere sunmaya devam ederken spot telefon cok çalıştı ve spot telefon diyorki Hayatında, az veya çok umduğu gibi olmayan şeylerle ve is-tedigi gibi gitmeyen olaylar ve olgularla karşılaşmayan ve hatta zaman zaman kendi başına gelen veya başkasında gözlediği bir hadise karşısında duygu ve düşüncelerini, "bu bir kötülük, bir zulüm, bir ıstırap" gibi kavramlarla ifade etmek durumunda kalmayan bir insan, herhalde çok azdır. İyilik ve güzellikler kadar, kötülükler ve çirkinlikler de, göreceli de olsa, hemen her insanın^ya doğrudan hayatına, ya da en azından gözlem alanına girmenin bir yolunu bulmaktadır. Kim, örneğin, çocuk iken veya, Yunus'un dediği gibi, 'yiğit iken ölenler'i görmez veya işitmez de ‘içi yanıp özü göynümez'?Tek tek bireylerin yaşamına giren acı hatıralar bir yana, büyük kitleler halinde insanoğlunun karşılaştığı deyim yerin-(5) İyi bir her-^^^ye gücü-yeten kimse vardır önermesi ile kjOtüiük vardır önermesi birbiriyle bağdanmaz (incompatible) önermelerdir.
, Mdckie’nin bu kanıtı sağlam mıdır? Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için, ona kar^ı geliçtitilen teistik "sa-vunma' ları da bir sonraki "teodise" bölümüne ertelemeden incelememizde yarar vardır. Hemen belirtelim ki kötülük problemine cevap bağlamında teistik bir strateji ve onun teknik bir ismi olarak "savunma, kötülük probleminin belli bir formulas-yonunun, teizmin tutarsız olduğunu veya ihtimal dışı olduğunu göstermekte başarısız olduğunu kanıtlamak için tasarlanır. Bununla birlikte bir teodise, Tanrının kötülüğe niçin mü-sade ettiğinin doğru ve makul bir teistik açıklamasını vermeğe çalışır.Bu durumda savunma, kötülüğe dayalı ateistik hücumların geçersiz kılınmasına matuf negatif bir etkinliktir. Eğer kötülük problemini öne süren biri yoksa, o zaman savunmaya ihtiyaç ta yoktur. Savunma meşruiyetini kendisinden değil karşısındaki sorundan ve saldırıdan almaktadır. Karşıt kanıtın başarısızlığını gösterebildiğinde de kendisi başarılı olmuş sayılmaktadır. Oysa teodisede durum böyle değildir. O pozitif bir etkinliktir. Varlığı ve meşruiyeti ateistik saldırıların varlığına bağlı olmadığı gibi, başarısı da onlann çürütül-mesiyle ölçülemeyecek artı değerler gerektirmektedir. Bir te-odiseci veya teodisist, en azından evrendeki kötülüğün pozitif nedeni veya nedenlerini kendi inandığı Tanrı'nın sıfatlanyla uyuşur ve ona yakışır bir biçimde açıklama çabasına girmiş bir kişidir. Ayrıca, zorunlu ve sınırlayıcı bir tekabüliyet olmamakla birlikte, savunma'nın mantıksal versiyon, teodisele-rin ise delilci versiyonla yapısal bir uygunluk arzettiği ve daha mütenasip bir cevap teşkil ettiği söylenebilir. Bundan başka şunu da baştan belirtmekte yarar vardır ki, teodise deyincePlantinga, "tutarsız" olduğunun gc>sterilemediğini böylece savunduğu iyilik, kudret ve kötülük ile ilgili tei.stik önermeler setinin, bu kez bir adım daha ileri giderek "tutarlı” olduğunun göstrilebilip gösterilemeyeceğini araştırmaya başlar. Burada yapilacak olan,(1)Tanrı her-şeyi-bilen, her-şeye-gücü-yetendir ve tamamen iyidir, önermesi ile,
(2)Kötülük vardır, önermelerinin tutarlı (consistent) olduğunu göstermektir. Bu da yukarıdaki (1.) öncül ile tutarb olan ve (1.) ile birlikte olduklarında (2.) öncülü gerektiren yeni bir önerme bularak yapılabilir. Bunu yapabilecek bir önerme şudur:
(3)Tanrı kötülük içeren bir evren yaratır ve böyle yapmak için iyi bir nedeni vardır.75.Plantinga, 1975, s. 22.
76.nantinga, 1975, ». 22-24.Eğer (3), (1) ile tutarlıysa, (1) ve (2)'nin de tutarlı olduğu ortaya çıkar.^ Bu yeni önermede düğüm noktasını teşkil eden kavram "iyi bir neden" kavramıdır. Kötülüğün "nedeni" ve bunun da Tann'ya yakışır olam, "iyi" ol^nı. Böyle bir iyi neden gösterilebilirse, tutarlılık gösterilmiş olacaktır.
Bu neden iki yolla gösterilebilir. Birincisinde, Tanrının kötülüğe izin vermekte iyi bir nedeninin olmasının imkam üzerinde durulurken; İkincisinde, kötülüğe izin vermesine yol açan bu nedenin tam olarak ne olduğu belirlenmeye çalışılıp bunun iyi bir neden olduğu gösterilmeye uğraşılar. Örneğin St. Augustine'e göre, "...özgür iradesinden dolayı günah «işleyen yaratık sadece hiçbir özgür iradesi olmadığı için günah işlemeyen yaratıktan daha mükemmeldir."^® Burada Augustine, geniş anlamda, Tanrı’nın kötülüğe izin vermekle daha mükemmel bir dünya yaratmış olduğunu iddia ediyor. Kötülüğe izin verme nedeninin ne olduğunu da açıkça belirtiyor: Yaratıklann, akıllı, ahlaklı ve bilhassa özgür olmalarının mu-rad edilmesi. Bu Özgür İrade Teodisesi olarak isimlendirilebilir. Burada olduğu gibi bir teodiseci, Tann'nın kötülüğe niçin izin verdiğini tam olarak belirlemeye ve bunun haklılığım savunmaya çalışır. Plantinga ise kendisini bir teodiseci olarak görmez; yine özgür irade temel kavram olmakla birlikte, o buna dayalı bir "savunma" geliştirir. Savunmada amaç Tannnın iyiliği, kudreti ve kötülüğün varlığı üçlüsünün tutarlı olduğunu göstermektir; daha ileri giderek kötülüğün Tanrısal nedenlerini belirlemek değil. Plantinga, eğer mümkün olsa, bir teodisenin çok daha tatmin edici olacağını teslim etmekle birlikte, teistlerin duyduğu ihtiyacı karşılamak için savunma-
nin yeterli oldgunu öne sürer7^ Burada öne sürdüğü ö/gür irade savunmasının özü şudur:
"Önemli ölçüde özgür olan (ve kötü eylemlerden daha çok iyilerini özgürce icra eden) yaratıklar bulunduran bir dünya, başka herşey eşit olduğunda, hiçbir özgür varlık bulundurma yan bir dünyadan daha değerlidir. Şimdi Tanrı özgür yaratıklar yaratabilir, fakat oların sadece doğru olanı yapmalarına neden olamaz veya karar veremez. Zira eğer öyle yaparsa, o zaman her şeye rağmen onlar önemli ölçüde özgür değillerdir; doğru olanı özgürce yapmazlar. O halde, ahlaki iyilik yapabilen yaratıklar yaratmak için O, ahlaki kötülük yapabilen yaratıklar yaratmalıdır; ve O bu yaratıklara hem kötülük yapma özgürlüğü verirken hem de aynı zamanda onların böyle yapmasına engel olamaz. Yeterince üzücü bir biçimde, sonuçta ortaya gktığı üzere. Tanrının yarattığı özgür yaratıklardan bazıları özgürlüklerini kullanırken yanlış yola sapmışlardır; ahlaki kötülüğün kaynağı budur. Ne var ki özgür yaratıkların bazen yanlış yola sapması olgusu, ne Tanrı'nın her-şeye-gücü-yetmesine ne de Onun iyiliğine karşı sayılır; zira O ahlaki kötülüğün meydana gelişini ancak ahlaki iyilik imkanını da ortadan kaldırarak
Burada özetlenen özgür-irade savunmasının kalbini de Plantinga iki özlü cümlede şöyle ifade etmektedir: "özgür İrade Savunması’nın kalbi, Tanrı'nın, ahlaki kötülük de içeren bir dünya yaratmaksızın ahlaki iyilik (veya bu dünyanın içerdiği kadar çok iyilik) içeren bir evreni yaratamayabilmesinin mümkün olduğu iddiasıdır. Ve eğer böyleyse, o zaman kötülük içeren bir dünya yaratmak için Tanrı'nın iyi bir nedeni olması mümkündür."®^ Böylece Plantinga, Tanrı'nın iyiliği, kudreti ve kötülüğün varlığı önermelerini tutarlı kılan üçüncü önermeyi, yani Tanrı'nın kaçınılmaz bir nedeninin olabileceği öncülünü
nm önlerken, aynı zamanda da yanlış yapmakta özgür olan insanlar yaratmış olurdu. Plantinga'ya göre böyle bir durum, tamamen anlaşılamaz bir durumdur ve Tanrı'nın özgür yara-tıklann sadece doğruyu yapmalarını belirlediğini varsaymakta tutarsızlık vardır.®^
Buna benzeyen fakat biraz daha güçlü gözüken bir başka itiraza göre ise. Tanrı, ya hiç suç işlemeyen otomatlar yaratmak ya da özgürce davrandıklarında bazen hatalar yapabilen varlıklar yaratmak şeklinde bir ikilemle karşı karşıya değildi. Özgürce hareket eden ama daima doğru neyse onu yapan varlıklar yaratmak seçeneği ona açıktı. Bu imkanı kullanmaktaki başarısızlığı onun her-şeye-gücü-yeten ve tamamen iyi olan biri olmasıyla tutarsızlık arzeder. Nitekim Mackie şu soruyu sorar: "eğer Tanrı insanı pzgür iradesini kullandığında bazen iyi olanı bazen kötü olanı tercih edecek şekilde yarattıysa, neden insanı özgürce daima iyiyi seçecek şekilde yaratamamıştır?"^ Oysa hem önemli ölçüde özgür hem de daima iyiyi yapan varlıkların olması ve yaratılması, Mackie'ye göre, Tann için mümkündür. Böyle bir varlığı yaratamaması ise, kadir-i mutlak olmasıyla tutarsızlık arzeder.
Bu acaba gerçekten böyle midir? Bir insan hem özgür hem de daima doğru ve iyi olanı yapabilir mi? Başka bir deyişle, her zaman doğru ve iyi olanı yapan, deyim yerindeyse yapmaya programlanmış hatta mahkum olan insana, aynı zamanda o önemli ölçüde özgürdür diyebilir miyiz?, özgürlük ile her zaman aynı tarafın tutulması, daima aynı tür hareketleri sergilemek durumunda olunması çelişmemekte midir? Tann böyle bir varlığı her şeye rağmen yaratabilir mi? Eğer yaratamazdı denirse, bu onun kadir-i mutlak olduğu fikrinden vazget;meyi gerektirecek bir tutcirsızlık içermekte midir?
Oysa kendileri compatibilisi özgürlük görüşüne sahipler. Buna göre, özgürlük, ister fiziksel olsun isterse tanrısal olsun determinizm ile mantıksal olarak bağdaşabilir Compatibilistlere göre Tanrı hi(;bir ahlaki köıtülük içermemekle birlikte ahlaki iyiliklerle dolu olan bir dünya yaratabilirdi Böyle bir dünyada kişiler, bütün seçimleri belirlenmiş olma sına rağmen, sadece doğru eylemleri yapmayı seçebilirlerdi.®*’
Buna karşılık Flantinga, özgür iradenin, determinizmin hiçbir biçimiyle bağdaşamayacağını savunur. Onun özgürlük anlayışına göre, "Eğer bir kişi belli bir eylemle ilgili olarak özgürse, o eylemi yapmakta da onu yapmaktan kaçınmakta da özgürdür; hiçbir ön koşul ve/veya nedensel yasa bu eylemi yapacağım veya yapmayacağını belirlemez. Sözkonusu zamanda eylemi seçmek veya yapmak da, ondan kaçınmak ta onun gücü dahilindedir."®®
Felsefi ve teolojik açıdan bu tanım doğru kabul edilirse, mantıksal kötülük probleminin teizmin tutarsız olduğunu te-mellendirmeye yönelik kanıtlarını çürüten Özgür-Irade Savunmasına karşı öne sürülen karşı argümanların geçersiz olduğu görülür. Bu tanım yanlış gibi gözükmemektedir. Zira "insan hürriyeti dendiğinde, genellikle, 'herhangi bir dış zorlama olmadan hareket etmek' akla gelmektedir."®^ Hep do^-
ruyu ve iyiyi yapıp hiç yanlış ve kötülük yapmamak konusunda determine edilmiş olmak ile, ahlaki kararlan ve eylemlerinde önemli ölçüde özgür olmak birbiriyle bağdaşmayan şeyler oLsa gerektir. Tanrı, daima doğruyu seçen ve yapan yaratıklar yaratabilir, ama bu durumda onlar özgür olamazlardı. Aynı şekilde. Tanrı özgür varlıklar yaratabilir, ama bu durumda, eğer gerçekten özgür olacaklarsa, onların eylemlerinin daima doğru ve iyi olması zorunluluk ve kesinlik içinde önceden belirlenemezdi.Burada, özgür oldukları halde daima doğru ve iyi davranışlarda bulunup neredeyse asla yanlış yapmayan az sayıda da olsa insanların, sözgelimi inanan insanlar için peygamberler ve velilerin olabildiği belirtilerek; eğer az sayıda özgürce daima doğruyu yapabilen insanlar var olabiliyorsa, neden in-sanbğın tümü öyle olamasın, her zaman özgürce iyi davrana-masın diye itiraz edilebilir. Bu itiraz bir ölçüde haklıdır. Bir insan özgürce daima iyilik yapabiliyorsa, tüm insanlar da yapabilir. Bu mümkündür. Ama bu az sayıda insanın daima iyilik yapıp kötülük yapmamış olması, öteki insanlar kadar onların da kötülüğü seçme ve yapma özgürlükleri varken gerçekleştirilmiş bir yaşam biçimidir. Bunlar kötüyü de gerçekten öteki insanlar gibi yapabilecekken özgürce yapmamayı yeğlemiş kişilerdir. Bu durumda onlar hem özgür olmayı hem de daima iyiyi yapmayı kişiliklerinde birleştirebilmiş kişilerdir. Bu her özgür insan için de tüm insanlık için de mümkündür. Ama bunu ister bir kişi, ister bir kısım insan, isterse tüm insanlık için eğer Tanrı belirlerse ve böylece o kişiler bu belilenimin dışına çıkamazlarsa artık iyilik var, ama özgürlük veya özgürce iyilik yok demektir.
Mehmet Aydın'ın belirttiği gibi, Mackie ve Flevv'un görüşü sadece zayıf değildir; aynı zamanda anlamsızdır ve empirik içerikten yoksundur. "Herşeyden önce
Bu durumda sonuç olarak denebilir ki, ö/gür-lradc-Savunması, kötülük probleminin mantıksal versiyonunun, te-izmin tutarsızlığını göstermekte başarılı olmadığı neticesini göstermektedir, özetleyecek olursak, mantıksal versiyon, Tann’mn her-şeye-gücü-yeten olması ve tamamen iyi olması ile evrende az veya çok bir kötülüğün bulunması gerçeğini ifade eden önermelerin tutarsız olduğunu; bunların birinden ve doğal olarak birincisinden vazgeçilmesi gerektiğini savunuyordu. özgür-irade savunucuları ise, Tanrı'nın, kudret ve iyilik sahibi olmakla birlikte, bu sıfatlarıyla çelişmeden kötülüğe izin vermesinin onlarla bağdaşır ve yakışır bir nedeninin olabileceğini savunmaktalar. Onlara göre bu olası neden, Tanrı'nın, insanların özgür olmasına yönelik muradıydı. Özgürlükse, böyle yaratıklara, kötülük yapabilme kapısının da açık bırakılmasını gerektiriyordu. Tanrı da bir olasılıkla böyle yaptı ve sonuçta ahlaki kötülükler ortaya çıktı. Ama sözü edilen nedenden ötürü, bu kötülükte, Tanrının kudretiyle de iyiliğiyle de çelişen bir şey yoktur.
Burada teizm eleştiricileri, özgürlüğün değerini ve önemini kabul etmekle birlikte, Tanrı’nın gücü her şeye yettiğine göre.
Tanrı, özgür ama yine de daima iyilik yapan ve asla kötülük yapmayan varlıklar yaratabilirdi ve de öyle yaratmalıydı; yapmadığına göre ya gücü yok ya iyiliği yok ya da en doğrusu o hiç yoktur diye itirazlarını sürdürdüler. Ancak onların öngördüğü, hem özgür hem de hiç kötülük yapmaması belirlenmiş bir yaratık anlayışının tutarsız ve anlaşılamaz olduğu savunularak, özgür irade savunmasına karşı ileri sürülen ateis-tik karşı argümanın geçersizliği yargısına varıldı. Bu durumda, sonuç olarak, özgür irade savunmasının sağladığı güçlü ve etkili cevap karşısında mantıksal kötülük probleminin teizm karşısında sağlam bir kanıt oluşturamadığı anlaşılmaktadır denilebilir.Teist düşünürler, teist olmayanlar karşısında durumlarını "özgürlük" kavramı ekseninde savundular. Kötülük, özellikle ahlaki ve belli bir miktardaki kötülük, özgür yaratıkların olabilmesi için kaçımimazdır, diye savunuldu. Bize de bu doğru görünmektedir; özgürlük olacaksa kötülük kaçımılmaz gö-rükmektedir. Ama burada yine de en az iki soru akla gelmektedir. Birinci olarak, kötülükler, kabul edelim ki özgürlük için gerekliydi; bu yüzden de var edildi veya var olmasına izin verildi. Peki ama özgürlüğün kendisi ne için gerekliydi? Başka bir deyişle, özgürlük, uğruna çekilen acı ve sıkıntıları mazur gösterecek kadar değerli mi? Onu bu kadar değerli kılan ne? Özgürlük için de olsa değer miydi bunca kötülüğe Tanrının izin vermesine ve bunca ıstırabı kulların çekmesine? Özgürlük, kötülüğün adil bir bedeli olacak^Jcadar büyük bir değer ve nimet mi?
İkinci olarak da, özgürlüğün mazur gösterebileceği kötülük, özgür insanların kendi özgür iradeleriyle yaptıkları kötülüktür, yani ahlaki kötülük dediğimiz kötülük çeşididir. Oysa bir de insan karar ve eylemleriyle alakası olmayan fiziksel kötülükler vardır. Depremlerin, sellerin ve benzerlerinin insan
önemli değerlerin korunması mn vapıldığuuı ııumauık ımuevi hazza da sahip olan insanların inle. Lım bu o..^m iu|v ij^uı ^aiı attıkları görülür. Bu yüzden özguılıiguıı duuyada \ aı oranda kötülüğe değip vieğmedıği kouusuıuU o^uel ki..;nulığırı sınırlarını aşan ölçüde cevap venuek kvikıy di'ğıL'iv; ik i>ıuuı birçok insan için pek çok şeye değeı k.ünıl cvlıMıgıuı gunel olarak belirtmek zor ve yanlij değiidii
Ahlaki kötülüğü açıklamakta başarılı sayılabılcirk .ı^gm irade savunmasının, dr>ğal kötülüğiı nasıl açıklay ablieıcgj şı k İmdeki ikinci soruya Plantinga’mn eserlerinde ıkı n vaji bulu nabilir. Birinci düşünce hattına göre bazı lızıkbLİ olaykula ba^ı insanlar birbiriyle o kadar ilişkilidirler ki egeı ruıkfu.l ki»iıı lükler olmasaydı bu insanlar daha az ahlakı iyilik unydaua getirebilirlerdi. Ahlaken insanların ilaha olgun hak gultıu k »l ve daha fazla iyiliklerde bulunabılmelerinm, Inr tukuu dugal kötülüklerin olmasını gerektirmiş olması düşünülebilir Am ak o, bunun örneklerini vermek bir yana, humm üzi inule di pek durmaz.
Plantinga, St. Augustine'e dayanan daha geleııekt.el bn düşünce çizgisine daha büyük bir yer verir ve önem alfeıleı Augustine, doğal kötülüğün çoğunu şeytan ve avarıet,nıe iUte der. Şeytan, Tanrı'ya isyan ettiğinden beri elinden gelen kolu lüğü ardına bırakmamaktadır. Şonuç, doğal köliıluklerilıı Ihı durumda doğal kötülükler, insan olmayan ruhların özgür ey lemlerinden kaynaklanmaktadır. IMantinga'mn belirttiğine göre, özgür-irade savunucusu bunun ^io^ıu ıililuğıınu ikil sürmez; sadece bunun doğru olmasının miimkıin okluğunu söyler. O, doğal kötülüğün, insan olmayan ama önemli ö|i,ıu1e özgür olan başka varlıklar yüzünden nıeyilana getnilmesıniu imkanına, iyiliğin daha ağır bastığı bir ılünya yaıalmanm Tanrı nın gücü sınırları içinde olmamasının nınmknn ıikluguna ve bunun da Tanrının kudreti, İyiliği ve kötülüğün varlığı irade savunmasının ilk kısmımla, insanın özgür olabilmesi iyin, ahlaki kıüiilük y.ıpiibilmeye yetenekli olması gerekirdi; bn ona bahî-eılildi ve ahl.ıkı kötülükler kayı-lulmaz ı>larak ortaya yıktı dı>nilmi^ti. Bu oldukya makul bir diı-^ünee. Ne var ki, buradan sonra, do^al kötülüğü ayıklarkmı, onun kaynacı da îi/gür şeytandır diye dü^ünmekten.st*, ö/gür lü^ü, ahlaki kiUülü^ü gerektiren insanın, ahlaki kötülüğü yapabilmesi de do^al kötülüğü gerektirmektedir denebilir; bn hem özgür irade savunmasının bütünselliğine hem de geryeğe daha fazla uymu^ olurdu.
Bu yapılmıyorsa, 'ahlaki kötülüğün olası nedenim özgürlükle ayıklayabilirim, doğal kötülüğün di- bir nedeni olması kuvvetle muhtemel hatta kesinse de, bunun ne olduğunu veya ne olabileceğini bileim'yebilirim’ dense, yine bu özgür irade savunmasına, yukarıdaki gibi anlaisilan bir ^i'ytan kuramından daha fazla uyardı. îponuyta ^i'ytiin kuiiimı öz.giır ir.uie savunmasına hiybir pozitif katkıda buhmm.unakta, aksine daha fazla probleme neden olmaktadır. Aıu.ık onun yok var sayılması halinde, özgür irade Siivunması ötı-kı «lyıklamalarıyla ve kanıtlarıyla mantıksal kötülük probleminin ti'izmde ve te istlerde yeliş^me ve tutarsızlık olduğu yani l anrı'nın yokluğu nun mantıksal bir zorunlulukla kanıtlandığı iddiasının geyer sız olduğunu göstermekte oldukya başarılıdır Zira "dünya iyin
Delilici versiyonun sıkça referans gösterilen bir biçimi, James Cornman ve Keith Lehrer’in eserinde görülür. Onlara göre de gerçek dünyada bulduğumuz kötülüğün varlığı ile Tanrının varlığı mantıksal olarak çelişik değildir; bu iki yargı biribiriyle tutarlılık içinde bulunabilir. Ne var ki bu, kötülüğe dayalı olarak kuşkucuların söyleyebileceği son söz, tanrıtanımazların getirebileceği son kanıtlama biçimi değildir. Evrendeki kötülüğün varlığı verildiğinde, Tann'nın varlığı, mantıksal bir zorunlulukla yanlışlanmasa da, dış dünyadaki empirik deliller tümevarımsal bir yaklaşımla değerlendirildiğinde makul bir olasılık olmaktan çıkmakta, gayri muhtemel olmaktadır. Cornman ve Lehrer, delilci kötülük problemi ver-siyonlannı şu şekilde ortaya koyarlar:
Eğer her-yönüyle-iyi, her-şeyi-bilen, ve her-şeye-gücü-ye-ten biri olsaydınız, ve içinde - mutlu ve üzgün olan; Kazdan hoşlanan; aayı hisseden; sevgi, öfke, merhamet, nefret ifade eden - duygulu varlıkların bulunduğu bir evren yaratacak olsaydınız, ne çeşit bir dünya yaratırdınız?. Her-şeye-gucü-yeten biri olarak, yaratması sizin için mantıken mümkün olan herhangi bir dünyayı yaratma gücüne sahipsiniz; her-şeyi-bilen olarak da, bu mantıken mümkün dünyalardan herhangi birini nasıl yaratacağınızı bilirdiniz. Hangisini seçerdiniz? Besbelli ki, hcr-yönüyle-ıyi olduğunuz ve yaptığınız her şeyde en iyi şeyi yapmayı Lstcyeceğinız için, tüm mümkün dünyaların en iyisini seçerdiniz. Ü zaman tum mümkün dünyaların en iyisini, yani mümkün olan en az miktarda kötülük içeren dünyayı yaratırdınız. Ve ıstırap, sıkıntı, aa, en açık kötülük türlerinden olduğu için, duyguluların en az zarar gördüğü bir
dünya yaratırdınız. Böyle bir dünyanın nasıl olacagim tahayyül etmeye çalışın. Bu gerçekten var olan, içinde yaşadığımı/ dünya gibi mi olurdu? Mantıken mümkün olan herhangi bir dünyayı yaratacak gücün ve nasıl yaratılacağına ilişkin bilgin olsa, bunun gibi bir dünya mı yaratırdın? Eğer cevabın "hayır" ise, ki öyle olmalı gibi gözüküyor, o zaman bu dünyadaki ıstırap ve acıdan doğan kötülüğün bu dünyayı Tann'nın yarattığını düşünen herhangi biri için nasıl bir sorun olduğunu anlamaya başlamalısın; o zaman da, öyle görünüyor ki, onun Tanrı diye isimlendirdiğimiz bir şey tarafında yaratılması ve yönetilmesinin muhtemel olmadığı (improbable) sonucuna ulaşmalıyız. Bu durumda, bu belirli dünya verildiğinde, - eğer varsa, dünyayı yaratan - bir Tann'nın var olmasının muhtemel olmadığı sonucuna ulaşmalıyız gibi gözüküyor. Sonuç olarak, bu dünyada bulunan delillerin Tann'nın var olduğu inanandan ziyade Tann'mn var olmadığı inancını haklı çıkardığı görülüyor.Görüldüğü gibi bu kanıtta Tanrı inancının mantıken tutarsızlığından ve imkansızlığından değil, böyle bir Tann’nın var olmasının 'muhtemel olmadığı', hatta daha da mütevazi ve öznel bir ifadeyle 'muhtemel gibi gözükmediği' iddiasında bulunuluyor. Bu sonuca dair ifadeleri de bir mantıksal kanıttaki öncüller ve sonuç arasında bulunan zorunlu ilişkiye değil, dış dünyadaki somut kötülük olgusuna dayandırıyor. Bu iki özellik, onun örnek bir delilci versiyon olmasını sağlıyor. Buradaki formulasyonun benzerlerinden kısmen farklı bir yönü, doğrudan düşünen öznenin kendi ekzistansiyel duygu ve düşünce lerinden yola çıkarak ve onları dikkate alarak karar vermesinin yerinde olacağının ima edilmesidir. Ama arada, cevabın nasıl olması gerektiği üzerine yönlendirmeler de eksik değil. Bu iddiaları daha nesnel ve somut bir kanıt haline getirirsek şu önermelerle karşılaşırız;
95. James W. Comman, Keith lx*hrer, George S Pappas, Phfhysy phtajl /Vıd'it tî» and Argumetıts, New York: Macmillan, 1982. s 251, 252.
İyinde yaijadı^ımı/ bıı dünya, mantıken mümkün olan dünyaların en iyisi gibi gö/ükmüyor. (Si/ce öyle de^il mi?)
3.O halde, bu durumdaki bir dünyayı, her-yönüyle-iyi, her-^ıeyi-bilen, her-!;ieye-gücü-yeten bir Tanrı'nın yaratmış olması muhtemel gö/ükmeım'ktedir.
Bu kanıtın mantıken geyerli olduğu görülüyor. Çünkü so-luıy gerçekten öncüllerden yıkmaktadır. Ama asıl önemli olan tek başına geyerlilik değil, onunla birlikte aranan sağlamlık ve doğruluktur. Bunlar ise, öncüllerin her ikisinin de kendi içlerinde doğru olmasını .gerektirir. Acaba bu kanıtın öncüllerinden her biri kendi içinde doğru mudur? Birinci öncülü ele alalım. Burada, yazarlar, kendileriyle birlikte, okuyucudan da, 'eğer Tanrı, (1) her-şeye-gücü-yetiyor ve (2) her-şeyi biliyorsa, mutlaka mümkün dünyaların en iyisini yaratırdı' sonucuna ulaşmasını istiyorlar. Bu iki özelliğe bazen üçüncüyü de ekliyorlar: '(3) eğer O her yönüyle iyi ise; bu durumda kesinlikle mümkün dünyaların en iyisini yatatırdı’. Bu sonuca gerçekten ulaşabilir miyiz?
Burada önce "mümkün dünyaların en iyisi" diye bir şey olabilir mi onu tartışmak gerekir; ama konuyu dağıtmamak için şimdilik olabileceğini varsaydığımızda, asıl cevaplanması gereken soru şudur; 'insan yalnızca iki özelliğini, hadi ötekini de ekleyelim, sadece üç özelliğini bilerek bir varlığın nasıl bir eser ortaya koyacağına kesin bir biçimde karar verebilir mi?’ Bu iki veya üç özellik, her-şeyi-bilme, her-şeye-gücü-yetme ve her-şeyiyle iyi olma'dır. Bunları biliyoruz; fakat böyle bir varlığın nasıl bir eser ortaya koyacağını tartışıyoruz. Yazarlar savunuyor ki, böyle bir varlığın nasıl bir eser ortaya koyacağını biz bu iki veya üç özelliğe dayalı olarak açıkça, Güç, bilgi, ve iyilik, birinin ortaya koyaeagı es(’r hakkımla peşinen karar verebilmemize yelmeyehiliı. Ihlinçli varlıklar bir eser veya eylem ortaya koyarken, saden' hıı üç yrtilrrin»' dayalı olarak ortaya koymazlar, bserin ortaya konmasından önce, iradi bir karar aşaması vardır, buna da hır amaç vcy^ hikmet yön verir. Burada Aristoteles'in dört nedrn kuramını hatırlamakta yarar vardır. Bilindiği üzere bunlardan birisi de ereksel nedendir.^^ Bir olayın veya eserin lam bir açıklaması, ereksel nedenin de bilinmesini gerektirir. Bilinçli ve ö/gür bir varlık bir eser ortaya koyacağı zaman, bu onun bilgi, güç ve iyilik sıfatlarının gereği zorunlu olarak daima ve her an bırör nek biçimde ortaya çıkmaz. Eser, o varlığın muradına, ya da amaana göre farklı şekiller alabilir. Amacı belirleyen faktdr lerse, sadece kudret veya sadece bilgiye indirgenemeyecek kadar kompleks yapıda olabilir. Bu murad, amaç veya hikmet; onun gücü, bilgisi ve iyiliği ile orantılı olarak yapabilecejl^i cn mükemmel eseri, daha başlangıçta, sonuçta ulaştığı giSrülebilecek en mükemmellikte ortaya koymasını gerektirmez.
Mekanik varlıklarda ve doğa olaylarında sonucun niteliğini belirleyecek olan arkasındaki güç ve yetenektir Sözgelimi, programb bir makinamn, fiziksel beceri
ondaki programın yeterlilik düzeyini biliyorsanız, benzer sebep sonuç ilişkilerinden de önceden haberdarsanız, bu maki-nanın nasıl bir ürün çıkaracağını daha görmeden kestirebilirsiniz. Ama bir olayın veya eserin ön nedeni olan varlık, doğal veya yapay bir mekanizm ve determinizmle işleyen bir varlık değil de, özgür iradesiyle karar verip uygulayabilen bilinçli bir varlıksa, onun ortaya koyacağı eseri belirleyecek olan, onun sahip olduğu arkaplandaki güç ve bilgiden ziyade ileri planda gördüğü amaç ve hikmettir. Amaç ise çok çeşitli olabilir; ve her zaman, var olan gücün tamamının mümkün olan en mükemmel şekliyle gerçekleştirilmesini gerektirmez. Çünkü bilgi, iyilik, hikmet gibi başka bazı faktörler, var olan gücün tamamının her an kullanılmamasının bütünsel açıdan daha uygun olduğunu belirlerler. Rastgele veya keyfî olarak değil bir bilgi ve hikmete dayalı olarak ortaya koymakta olduğunuz eseriniz, ille de gücünüzün tamamını o eserin o anki durumunda yansıtmanızı zorunlu kılmaz. Kaldı ki, "ilahi iyilik kavramı, genellikle bir eser olarak dünyanın küresel yetkinliğinden ziyade Tanrının insanlara yönelik sevgisi ve lütfü ile ilgilidir."^^ îddiah bir analoji olsun diye değil, anlaşılmayı kolaylaştırsın diye şöyle bir örnek verilebilir. Bilgisinden, yeteneğinden, gücünden, sahip olduğu teknik imkanlardan emin olduğunuz bir ünlü ressamın, uzaktan resim yapmakta olduğunu görüyorsunuz. Onun bilgisi ve gücüne ilişkin bilgilerinize dayanarak, bu resmin, mümkün olan ya da en azından onun yapması mümkün olan en mükemmel resim olduğuna kesin karar veriyorsunuz. Sonra o yokken resme yaklaşıp bakıyorsunuz, ve pek de öngördüğünüz şekilde mükemmel olmadığına tanık oluyorsunuz. Bu durumda, 'yanılmışım, yetorsı/ kanıtlara dayalı olarak verilim^ iti İ Vtvı w vanh^ bir büküm olurdu. Çünkü, bıriıu:i olaraK, ^ mm bu rx'sm\dı*n no amaı^ladıj^ını bilımyoru/ üc-lkı bunu,
Bundan ba^ka, ikinci olarak, örneğimizdeki resim bıtnu^, tamamlanmış ve duvara asılmış bir resim değildir Bu duru» da, bu lam bitmemiş resme bakarak, sanayisi hakkında kesa bir hükme varmamızı engelleyebilmelidir. Zira sanatçı bu «<t nni henüz bitirmediğine göre, gittikçe daha mükemmelkrştj/r oek, tüm gücünü, bilgisini ve iyi niyetini bir süreç içinde terecek olabilir. O halde, bu resimdeki amacını bılmedı^mu/ sûrece, ve bu resmin bitmiş halini görmediğimiz sür» ce, bir sanatçının, sadece bilgisi, gücü ve iyiliğine hakkmdakı bıl^ fimize dayanarak, onun nasıl bir eser ortaya koyacağına da önceden hükmedemeyiz, eserinin tam bitmemiş tek bir imır gtne bakarak onun yeteneksizliğine de karar veremeyiz Davies in dediği gibi, “bize anlamsız gibi gözüken şeyin çekten öyle olduğundan nasıl
bir failin sadece bil^i güv; ve iyiliğinin bilinmesi, vnuın de^ı şim ve gelişim süreci i\i.ndekı bir t^st'nnın bu u/un süıvcın her bir anında nasıl olacağını dı>^ru v'larak gösterme/. > akandaki kanıtta ise. Tanrının bu evreni yaratmaktaki muradı veva amao hesaba katılmaksızın, sadece onun bilgi, güy ve ıvili^ine dayalı olarak, mümkün evrenlerin en ivisini yaratması gery'k tiğıne hûkmolunmaktadır. 0\ sa, Tanrı nın bilgi, güy ve iyilik sahibi olması, onun eseri sayılan bu evrenin bilhass.1 \inJe bulunduğu her anda mümkün veya hayal edilebilir evrenlerin en iyisi olmasım gerektirmediği gibi, dünyanın şu anki halinin kötülükler içermesi, mahlukatın her zaman kötülükler içereceği anlamım taşımaz. Tann, mutlak bilgi, güç ve iyilik sahibi olmasma rağmen, bu evreni, başka bir deyişle mahlukatın bu dünyadaki evresini kendi ilahi muradı ve hikmetine göre, kudretinin yaratabileceği mümkün olan en mükemmel evrenden daha az mükemmellik durumunda yaratmış olabilir.
Kaldı ki, bu evren olmuş bitmiş bir yapı değildir ki Tann’mn yetkinliğine uyan bir mükemmeliyet arzetmediğine hükmedelim, ve oradan da Tanrı nın yetkinsizliğine ve yokluğuna ulaşabilelim. Everen oluşum halindeki bir süreçtir. Ve bu sürecin ne ilk andan itibaren en son anındaki mükemmelliği taşıması gerektiğini makul smırlar içinde kalarak Öne sürebiliriz ne de bu sürecin sonunda çok daha mükemmel bir hale erişmeyeceğini şimdiden iddia edebiliriz. O halde, yukardakı kamtta belirtildiği gibi, bir insanın, ben her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, iyi biri olsaydım böyle bir dünya yaratmazdım diye düşünerek Tann’nın olamayacağı kanaatine varması, Tann'nın bu dünyayı yaratmaktaki niyeti ve bu dünyada görülen yarahhş sürecinin ileride nasıl bir şekil alacağı bilinme diği sürece, son derece dayanaksız ve yanıltıcı bir ya-'ç olurdu.spot telefon sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder