spot telefon,dan islam bilgisi5

 spot telefon


spot telefon,dan islam bilgisi5 spot telefon sizin icin yazdı ve sizlere herzaman oldugu gibi elinden gelen gayreti gösteriyor spot telefon gece gündüz calısıyor ve spot telefon diyorki Hiç kimse bu dikkate şayan kitabı heyecansız okuyamaz!.» dediğini evvelce beyan etmiştik.
KUR’ANDA GEÇEN YABANCI yahut o kimse vahyin müstenit olduğu şartları, İslâm itikatlarını kabul etmiyecekti ve Kur'an ona damgasını vuran Muhammed'in (S.A.V.) kendi şahsiyeti gibi, taklit edi-lemiyecekti. Mulıammed (S.A.V.) bu hale o kadar vâkıf idi, ki «Eğer ins ve cin birleşseler ve birbirlerine yardım etseler Kur'anı tanzir edemezler» dedi.Cevap. — Evvelâ, Kur'an-ı Kerim haşîn ve korkunç bir Allahı metheder sözü büyük bir hatadır. Kur'an, Allah’ın «Rahman» ve « R a h î m » isimleriyle başlar ve sonra da nefisleri üzerine israf eden yani pek çok günah işleyen kulların bile Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelerini emir ve Cenabı Allah’ın günahların cümlesini mağfiret edip, gafurürrahîm olduğunu tebşir eder. Mütteki, muhsin, sâbir, muksit, mutatahhir olanları sevdiğini, müminlerin velisi olduğunu, iyiliklere kat kat mükâfat verdiği halde, fenalıklara, ancak bunlarla mütenâsip, birer ceza vereceğini bildirir.
Evet! Allah’ın bir ismi de Müntakimdir; lâkin bu intikamın mücrimlere ve zalimlere mahsus olduğu açıkça beyan buyurulmuştur. Çünkü mazlumun zâlimden hakkını almak. İlâhî adâlet icabındandır. Vâkıa hikmetin başı, Allahtan korkmaktır; lâkin bu korku öyle korkunç bir heykelden yahut yırtıcı bir hayvandan veyahut mühlik bir âfetten korkmak gibi değildir. Allah’ın, büyüklüğünü ve mah-lûkat' hakkında olan nimet ve inâyetlerini düşünüp, bunlara karşı emirlerini ifâ etmiyerek rızasını tahsile muvaffak olamamak, lûtuflarından mahrum kalmak ve azabına müstahak olmaktan korkmaktır.
müşriklerin Kur’anı tanzir edememeleri, münderecatının onların tavsifine alışmış oldukları şeylere uymamasından nâşi, millî lisanın bunları tanzire kifâyet etmemesinden, tanzir iddiasına kalkışacak olanlarda ya bilgi, ya kabiliyet dan yazılmış tercümeleri vardır, lâkin bunların hiç biri mükemmel değildir. Kitabın bütün esrarını izah eden bir tercümesini elde etmek ümidini terketmeğe mecbur oluyorsak bu kusur ancak müellife (Hazreti Peygambere) dittir. Bu şartlar altında birçok müşkülâtın Kur'anı tedkike teşvik etmekten ise buna mâni olması taaccüp edilecek bir şey değildir. Evvelâ, o zamon müstamel olup Kur'ana dercedilen birçok kelimelerin hakikî mânalarını tayin etmeğe kaadir değiliz; sonra da, lisan hakkındaki bilgimiz, garip ve ecnebî lûgatlan kasdî olarak kullanan ve Arabî kelimelerin mânalarını değiştiren hatibin (Hazreti Pey-gamtoer’in) kullandığı lügatlerin hepsini anlamağa kâfi değildir» diyor.
Cevcp. — Kur’anın elfazı Hazreti Peygamber’in kendi sözleri olmayıp, İlâhî vahy olduğunu ve bunların içinde ecnebî kelimeler olmadığını yukarıda isbat ettik. Kur'an-ı Kerimin bu bapta salâhiyetli İslâm âlimleri tarafından yazılmış, iki yüz kadar tefsiri vardır. Bunları yapanlar Arap Dili’nin en ince ve en derin mânalarına vâkıf bir takım mü-tebahhir âlimlerdir. Bunlara emniyet etmiyen ecnebî mü-nekkidleri istedikleri kadar tedkikata devam edebilirler. Lâkin bizce bu, beyhûde bir külfettir. Bunların o lisanın ehli kadar malûmata mâlik olamıyacakları ve kendi vehmlerine tâbi olarak, birtakım fâhiş hatalara düşecekleri şüphesizdir.(20) Çünkü onların maksadı hakikati ara-20 — îzale-i Şükûk adlı kitabımızın 104 üncü sahifesine bakınız.
Arap edebiyatında tarsi’, tetmim, tazmni, iham, iğrak gibi birtakım sanatlar vardır. Babanzâdelerden İzzet Bey «Def-ü 1 - m e s a 1 i b » ünvaniyle telif ettiği Türkçe bir eserde bunlara misal olarak Kur’an-ı Kerimden birçok âyetler zikretmiştir. Biz de bu âyetlerden bir ikisini bilirdik; lâkin bu kadar
sundan uyandırıcı ve onun aklını başına toplayıcı, kalbini yum.uşatıcı, kendisine huzuru İlâhîde hitab-ı celile maz-har olduğunu tasvir edici, doğru ve kurtuluş yolunu gösterici, mübârek ve şanı büyük bir kitaptır. O, kalbi ölmemiş olanları gaşyedecek derecede halâvetlidir ve bu ha-lâveti müşriklerin en salahiyetli olan şairleri ve beliğleri tasdik etmişlerdir. Şu halde bu yüksek meziyetleri inkâr yolunda söylenen sözlerin hiç bir kıymet ve ehemmiyeti olamaz. Hattâ biz. müellifin bu sözleri vicdanî duygusuna aykırı olorak, söylemiş olduğuna inananlardanız. Çünkü birçok yerlerde bunları nakzedecek beyanatta bulunmuş ve Kur’anda münderiç olan meselelerin pek çoğunu toplayıp kitabına yazmıştır.
KUR’ANIN MEHAZLERİ VAR MIDIR?
Kur’anın mehazlerinin hepsi henüz keşfedilememiş. Zekî bir adamın, muallimsiz olarak, şuradan buradan çalmak sûretiyle kazanılmış malûmat ile eski itikatların parçalarından yalnız yeni bir inanış şekli teşkil etmeğe değil, onu cihana şâmil bir dinin birçok alâmetleriyle de teçhiz eylemeğe nasıl muktedir olduğu ancak tedkik ile anlaşılabilecekmiş.
Qevap. — Yukarıda söylediğimiz gibi. İslâm Dini yeni bir din değildir. Kur’an evvelden inzal buyurulan kitapları. esas itibariyle, tasdik eden bir Kitab-ı Celildir. Yalnız onları sonradan ilâve edilmiş olan birtakım bâtıl itikatlardan temizlemiş ve hâvi oldukları hükümlerden birtakımını da zamanın icaplarına uydurarak, mükemmel bir hale getirmiştir.
Bu fıkrada Hazreti Peygamberin muallimsiz olarak yetişmiş zekî bir adam, olduğu ve tesis ettiği dini, umûmî bir dinin birçok alâmetleriyle teçhiz eylediği itiraf ediliyor. Tabsil görmemiş bir adamın öteden beriden çalma
malûmat ile umûmî din sıfatlarını hâiz bir din teşkil ve tesisine muvaffak olduğunu iddia etmek, bir kimsenin harabelerden eski enkaz toplıyarak bunlardan muhteşem bir saray yapfrdığmı iddia etmek kadar abestir.
İSLÂM DİNİ ZAYIF BİR BİNAYA MI BENZER?
İstikbali hakkındaki müteaddit haberlere rağmen, zoyıf olan bu binaya uzun bir mevcûdiyet temin eden şey, vahdaniyeti İlâhiye esasıdır. Hiç bir vakitte bir kavim, Araplar ın medeniyete İslâm vasıtasiyle sevkolunmaîarın-dan daha sür’atle sevkolunmamıştır, deniliyor.
Cevap. — İslâm Dini'ni zayıf bir binaya teşbih etmek, pek fdhiş bir hatadır. İslâm Dini sarsılmaz esaslara dayanan metin bir dindir. Geçen peygamberlere vahy buyurulan hükümler, yalnız kendi kavimlerine münhasır olduğu halde bu dinin hükümleri, yer yüzünde bulunan kavimle-rin cümlesine şâmildir. Binaenaleyh, bugün onun kıymet ve ehemmiyetini bilmeyenlerden çoğunun bir gün bunu bilmeleri ve. asıl hakikî medeniyet olan, İslâm medeniyetini kabul etmeleri pek muhtemel ve me’muldür.Eğer İslâm Dini zayıf bir bina olsaydı müellifin, itiraf ettiği süratli yayılışı ve uzun müddetli mevcûdiyeti ihraz edemiyecekti. Bu din, bugün de misyonerlere mâlik olmamakla beraber, yayılmaya devam etmekte olduğu gibi, en sonra da dinlerin cümlesine galebe edecektir. Çünkü Kur anda: «Hak Dini bütün dinlere galip kılmak için peygamberlerini hidâyet ve hak din ile gönderen odur, velev ki müşrikler istemesinler»(22) duyurulmuştur; ve bu galebenin esbabına da mâliktir. Çünkü umûmî bir dinin mâhiyetini hâiz olan biricik din, budur.
kendi idin intihap ettiği kavim, Yahudilefdir. Hazreti İsa (AS) da yahudi olarak yaşamıştır. Lâkin Kar'aada: «Inscm-or bir üLet idi, sonra - mezhepte - ıhbia ettı.e_ç Eğer Rabbinden - onların azaplarının tehiri bak^^a evvelce bir söz geçmemiş olsaydı, onların ihtilaf ettiği mes'ele hakkında hüküm verilirdi» (“) buyuruluyor. Bına-enaietl bütün insanlara bir ümmet nazariyle bakan dm. yalnız İslâm Dini'dir.
ARAPLARI İLİM YOLUNA SEVKEDEN NEDİR?
Müellif, Biz Araplar’a Yunan hikmetinin bazı hâzinelerini muhafaza ve şerh etmiş olmalarından do^V. az medyun değiliz; lâkin onlar buna Kur’anla icbar edememiş olsaydılar ilim yolunda ilerlemeğe muktedir o.a-çoklan şüphelidir, diyor.
nevOD — Araplar, yalnız Yunan kitaplarını şerh et-medL onlardan aldıklar, ilimleri ve tenleri daha ziyade Ter^Sü^SüL; cebir ilmini de kendileri icat ethler Araplar’, ?lim yoluna sevkeden şey. Yunan felsefesi dogı,anda- «Hiç bilenlerle bilmeyenler müsavi olur mu.»( ) m °annde olon âyeti kerime ve Resûluiiah Efendırmzım  Cinde olsa bile, arayınız!» emrim havı olan Hadis.Maun, Melekût, Tevrat. Firdevs kelimelerimin asılları Ara-bî, Âramî, İbranî lisanlarında müşterek ise de, bunların Arabî sarf ve nahiv kaidelerine muvafık olmadığı ve bunların Âramî ve İbranî dillerinde çok kullanıldığından dolayı. bu dillere âit olduğu iddia ediliyorsa da bu iddia pek boştur. Çünkü, Hazreti Peygamber bu dilleri bilmezdi. Hattâ Mekke'de yahudi bile yoktu. Eğer bu kelimeler ev-veldenberi Arap dilinde kullanılmış olmasaydı bunları işiten düşrrKinların türlü türlü itiraz ve istihzalarda bulunmuş ve bunlara cevap verilmiş olması lâzım gelirdi. Halbuki Kur’anda buna delâlet edecek hiç bir şey yoktur. «Açık Arabî Dili» tâbirinin Araplar tarafından böyle itirazsız kabul edilmiş olması, zikrolunan kelimelerin evveldenberi Arap dilinde kullanılmış olduğunu göstermektedir. Yoksa bu tâbirin sık sık tekrarı düşmanların ve müstehzilerin ağızlarını kapamağa kâfi olamıya-cağı bedihîdir.Kur'an-ı Kerim, umûmiyet itibariyle, pek açık ifadelidir. Lâkin o, büyük bir ilim ve irfan hâzinesidir. Onda avamın, hattâ âlimlerden çoğunun anlıyamıyacağı birçok sırlar da vardır. Hazreti Peygamber Kur'anın zahiri olduğu gibi batını da olduğunu haber vermiştir. Zaten âyetlerde muhkem ve müteşâbih olanlar bulunduğu Âl-i İmran Sûresinin yedinci âyetinde musarrahtır. «Muhkem» mânası açık olarak anlaşılan ve «müteşâbih» mânası açık olmayıp gizli, tedkik ve teemmüle muhtaç demektir. Bu âyeti kerimede, muhkem olan âyetlerin Kur'anın anası olduğu ve kalplerinde eğrilik olan kimselerin fitne çıkarmok maksacMyie müteşâbih olan âyötlere tâbi oldukları ve ilimde rüsuh sahibi olanların ise «Biz ona inandık, hep>si Rabbimiz tarafındandır» dedikleri beyan buyuruluyor. Bu gizli mânaları hakkiyle anlamak, ancak fıtrî istidatları ve Kur'anın hükümlerine son derece mutabaatları sâ-
yesinde kolbîeri ledünnî ilim ile nurlanmış olan uyanık âlimlere nasip olmuştur(26).
26 — Dünyada hiç bir dil yoktur ki; başka dillerden kelime almamış olsun. Her dil bu yola gitmiş ve bu sûretle zenginleşmiştir. Bunu Arapçadan başka bir dille de izah edebiliriz. Meselâ;Fransız Dili nde Arapça’dan alınmış olan kelimeler, o dilde yazılmış kamuslarda, ansiklopedilerde yer yer tesbit v'e işaret edilmiş olduğu gibi bunun hakkında aynca eserler de yazılmıştır.Les mots Français Derivâs de l’Arabe» bu türlü eserlerden birisidir. Eserin müellifi cizvit papaslanndan H. Lammens’dir. 1800 tarihinde Beyrut’ta basılmıştır. İçinde birazı Farsça’dan, birkaçı da Türkçeden alınmış olanlarla birlikte tam 588 kelime bulunmaktadır.
Bu eserde bahis mevzuu edilen kelimelerden bir tanesini misâl olarak alacağım ve Araplar’dan alınan bu kelimenin bugün, Türkçe de dahil olduğu halde, bütün Dünya dillerine ne sûretle ve hangi şekillerde geçmiş ve girmiş olduğunu şöylece kaydederek asıl mevzuumuza geçeceğim.
Bahsetmek istediğim kelime Amiral’dir. Amiral Arapça «Emirürrahil » den bozma imiş. Emirürrahil denizde seyrüsefer eden ve İspanyadan karşı sahillere geçen ve oralardan gelen Arap gemilerini korsanların taarruzundan korumak için gemi kafilelerine hükümetçe katılan silâhlı harb gemilerini kullanan kumandanın ünvanıdır. « R a h 1 » Arapçada göç ve sefer manasınadır. Osmanlıcada Dünya’dan âhirete göç edenler yani ölenler hakkında kullandığımız « irtihal» kelimesi de bu köktendir. Nitekim OsmanlIlar da karadan Mekke ve Mediııeye ve oralardan gelen hacılar kafilesini bedevilerin taarruzundan korumak için tıpkı «Emirülrahil» gibi bir kumandan kullanırlar ve buna «Emirülhac» derlerdi. Emir-Maun, Melekût. Tevrat, Firdevs kelimelerirvin asılları Ara-bî, Âramî, İbranî lisanlarında müşterek ise de, bunların Arabî sarf ve nahiv kaidelerine muvafık olmadığı ve bunların Âramî ve İbranî dillerinde çok kullanıldığından dolayı, bu dillere âit olduğu iddia ediliyorsa da bu iddia pek boştur. Çünkü, Hazreti Peygamber bu dilleri bilmezdi. Hattâ Mekke'de yahudi bile yoktu. Eğer bu kelimeler ev-veldenberi Arap dilinde kullanılmış olmasaydı bunları işiten düşmanların türlü türlü itiraz ve istihzalarda bulunmuş ve bunlara cevap verilmiş olması lâzım gelirdi. Halbuki Kur’anda buna delâlet edecek hiç bir şey yoktur. «Açık Arabî Dili» tâbirinin Araplar tarafından böyle itirazsız kabul edilmiş olması, zikrolunan kelimelerin evveldenberi Arap dilinde kullanılmış olduğunu göstermektedir. Yoksa bu tâbirin sık sık tekrarı düşmanların ve müstehzilerin ağızlarını kapamağa kâfi olamıya-cağı bedihîdir.Kur'an-ı Kerim, umumiyet itibariyle, pek açık ifadelidir. Lâkin o, büyük bir ilim ve irfan hâzinesidir. Onda avamın, hattâ âlimlerden çoğunun anlıyamıyacağı birçok sırlar da vardır. Hazreti Peygamiber Kur'anın zahiri olduğu gibi batını da olduğunu haber vermiştir. Zaten âyetlerde muhkem ve müteşâbih olanlar bulunduğu Âl-i İmran Sûresinin yedinci âyetinde musarrahtır. «Muhkem» mânası açık olarak anlaşılan, ve «müteşâbih» mânası açık olmayıp gizli, tedkik ve teemmüle muhtaç demektir. Bu âyeti kerimede, muhkem olan âyetlerin Kur’anın anası olduğu ve kalblerinde eğrilik olan kimselerin fitne çıkarmak maksacHyle müteşâbih olan âyetlere tâbi oldukları ve ilimde rüsuh sahibi olanların ise «Biz ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır» dedikleri beyan buyuruluyor. Bu gizli mânaları hakkiyle anlamak, ancak fıtrî istidatları ve Kur'anın hükümlerine son derece mutabaatları sâ.
yesinde kolb.'eri ledünnî ilim ile nurlanmış olan uyanık âlimlere nasip olmuştur(26).
26 — Dünyada hiç bir dil yoktur ki; başka dillerden kelime almamış olsun. Her dil bu yola gitmiş ve bu suretle zenginleşmiştir. Bunu Arapçadan başka bir dille de izah edebiliriz. Meselâ.Fransız Dili’nde Arapça’dan alınmış olan kelimeler, o dilde yazılmış kamuslarda, ansiklopedilerde yer yer tesbit ve işaret edilmiş olduğu gibi bunun hakkında ayrıca eserler de yazılmıştırLes mots Français Derivâs de l’Arabe» bu türlü eserlerden birisidir. Eserin müellifi cizvit papaslanndan H. Lammens’dir. 18G0 tarihinde Beyrut’ta basılmıştır. İçinde birazı Farsça’dan, birkaçı da Türkçeden alınmış olanlarla birlikte tam 588 kelime bulunmaktadır.
Bu eseı de bahis mevzuu edilen kelimelerden bir tanesini misâl olarak alacağım ve Araplar’dan alınan bu kelimenin bugün, Türkçe de dahil olduğu halde, bütün Dünya dillerine ne suretle ve hangi şekillerde geçmiş ve girmiş olduğunu şöylece kaydederek asıl mevzuumuza geçeceğim.
spot telefon sizin icin hazırladı ve sundu.


spot telefon,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder