Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo calismasi
- Spot İphone
- Spot Telefon
- Spot Samsung
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- birebir ürünler
- replika telefonlar
- replika telefon google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- Samsung İphone Cep Telefonu Aramalari
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
seo çalışması,ndan din bilgisi8
seo çalışması,ndan din bilgisi8 bugün seo çalışması sizlere güzel yazısını sunuyor sizinde bildiginiz gibi seo çalışması elinden gelen gayreti gösteriyor ve sizlere islam bilgilerini sunuyor seo çalışması diyorki Bahsetmek istediğim kelime Amiral’dir. Amiral Arapça «Emirürrahil» den bozma imiş. Emirürrahil denizde seyrüsefer eden ve İspanyadan karşı sahillere geçen ve oralardan gelen Arap gemilerini korsanların taarruzundan korumak için gemi kafilelerine hükümetçe katılan silâhlı harb gemilerini kullanan kumandanın ünvanıdır. « R a h 1 » Arapçada göç ve sefer mânasınadır. Osmanlıcada Dünya’dan âhirete göç edenler yani ölenler hakkında kullandığımız « i r t i h a 1 » kelimesi de bu köktendir. Nitekim OsmanlIlar da karadan Mekke ve Mediııeye ve oralardan gelen hacılar kafilesini bedevilerin taarruzundan korumak için tıpkı «Emirülrahil» gibi bir kumandan kullanırlar ve buna «Emi rülha c » derlerdi.Kur'an büyük münakaşalara cevap vermeğe mecbur idi, Islâm Âlemi'nde ilim şubelerinin cümlesinin taaccübe şayan olan inkişafı dolayısiyle onun sayesinde idi.
lerden alınmıştır! Bunların dışında kalan kelimeleri ise Arapça ya maletmemek için müellif çok çalışmış, birçok kitap okumuş. binlerce sene önce ölmüş ve unutulmuş olan dillerin şu son senelerde kazılar yapılarak ortaya çıkarılan vesikalarına bile başvurarak en ufak bir benzeyişle Kur’andaki bir kelimeyi o ölü dillere maletmekten çekinmemiştir.Müellif bu kitapta yukarıda gösterilen dillerden başka Sans-kıritce, AUmca. Akkatca, Sümerce, Asurca. Fenikece, Bülûcca. Pehlevice, Gürcüce, Âramca, Ermeniceden ve daha adlarını işitmediğimiz ve bilmediğimiz başka dillerden de birçok misâller vermektedir ve ne yazık ki; bu türlü kelimeleri o dillere mahsus harflerle gösterdiği için okuyup anlıyamamaktayız.Bu diller arasında Türkçe’nin eski ve yeni lehçelerine de yer ayırmış, Akkatcayı Türkçe olarak kabul edip ondan da birkaç kelime göstermiştir. Bugünkü Türkçede tandır dediğimiz kelimenin aslımn tennür olduğunu biliyor ve Arapçadır sanıyorduk. Meğer bu kelime Akkatca binaenaleyh Türkçe imiş bunu öğrendik.Eser ilk yazılışında 1200 sahife kadar tutuyormuş. Basım zorluğu dolayısiyle kısaltılarak bu hale getirilmiş ve bunu da Hind de Baroda mahracası bastırmış. İnsan bu eseri ve bu emeği görüp de müellifine acımamak elden gelmez. Niçin bu kadar külfete girmiş ve zahmete katlanmış? diye hayret edeceksiniz. Etmeyiniz. Tez malûm. Kur’an vahy mahsulü değil. Peygamberin sözü, yahut, onlar gibi söyliyeyim. Peygamber tarafından hâşâ uydurulmuş ve Allah’a atfedilmiş bir Kitaptır! Böyle olunca iş, O’nun bütün bu dilleri kimlerden öğrendiğini isbat etmeğe kalıyor.Bu, yalnız Araplar'a tesir etmedi, Yahudi filozoflarını da metafizik ve'dinî meseleleri, Arap usûlü üzere, mevki-i bahse koymağa teşvik etti. Meselâ Hazreti Peygamber Rumcayı mahut iki Suriye seyahatinde Rahib Bahira ve Nastura ile birkaç saat görüşmede ve Habeşçeyi evindeki kölesi Ümmü Eymen ile müezzini Bilâl -den (R.A.), İbraniceyi Medine’deki Yahudilerden öğrenmiş! Ya öteki dilleri? Müellif onlara da böyle birer kulp takmış. Daha garibini söyliyeyim mi? Kur’an Mukaddes Kitabın yani Tevra-tın taklidi ve kopyesi amma sonradan geldiği için bunda Hz. İsa’nın adı yok! Peygamber bu adı nereden bulmuş biliyor musunuz? Yirminci asırda Türkistanda Turfan şehri harabelerinde çıkan Göktürkçe (bu tâbiri müellif kullanıyor) bir yazma eserde görülen Yisho kelimesinden önce «Yesu» yapılmış, sonra da Kur’andaki «İsa» ortaya çıkmıştır.. Peygamberin çok büyük bir adam olduğunu bilirdik amma o asırda Medine gibi bir köyde yetişmiş Dünya’nın en büyük polyglotte’u olduğunu bilmezdik. Yisho kelimesi Mani Dininde varmış. Mani Dini’nin Milâdın üçüncü asrında ortaya çıktığını, bu dinin zerdüştlik ile hıristi-yanlıktan mülhem olduğunu ve Türklerin de kısmen onu kabul etmiş olduklarını biliyoruz. Müellifin, müdafaa ettiği teze göre Hazreti Peygamber yalnız Mukaddes Kitabı yani Tevratı değil, Mani Dini’nin kitaplarını da okumuş yahut da kendisinden 1300 küsur sene sonra Turfan şehrinde yapılacak kazıda ortaya çıkacak olan bir vesikayı o zaman görmüş de Yishoyu görüp bundan İsa tâbirini çıkartmıştır. Bu bakımdan da ne kadar büyük adammış değil mi? (Polyglotte Araplann «Ebu-l-lisan» dedikleri, çok dil bilen kimse demektir).Şunu da ilâve edeyim ki bu kadar emek sarfeden müellif Kur’an tercüme ve tefsirlerinde yabancı oldukları işaret edilen birçok kelimeleri nasılsa görmemiş ve almamış. «Kasvere» bunlardan birisidir. Habeşçe arslan mânasına gelirmiş. muhtelif sanatlara müteallik hususların her birine temas etmiştir ve mukaddes Kitabın akşamı üzerine tefsirler teşkil eden birçok risaleler vücûde gelmesine sebep olmuştur.başlayınca İslâm dilcileriyle mütefekkir ve müfessir-lerınm açmış oldukları bu çığırı Arapça’dan başka dillerin ışığı altında işliyerek hayli genişletmişler, hattâ bu çalışmalardan faydalanarak bu incelemeleri İslâm Dinine, onun Mukaddes Kitabına (Kur’ana) ve Peygamberine birer târiz vasıtası olarak kullanmağa başlamışlardır.Son senelerde bütün bu münakaşaları gözönünde tutarak Kuranda bulunduğu iddia olunan bütün kelimeleri toplayıp başlı başına bir eser halinde ortaya koyanlar da olmuştur. Kahire Şarkiyyat Enstitüsü Sami Diller Profesörü Arthur Jeffery’in 1938 de neşretmiş olduğu «The Foreign vocabulary of The Qur’an» adını taşıyan 311 sahifelik bir eser, bilhassa, kayda ve üzerinde durulmağa değer.
Müellif, Kur’anda 320 yabancı kelime bulunduğunu bu eseriyle bildirmekte ve her birinin hangi dilden alınmış olduğunu mehazlariyle birlikte göstermektedir.
Kur’anda Hazreti Âdem’denberi gelen peygamberlere ve husûsiyle İsrail oğullarına ve bu arada İsa Peygambere ait bahisler ve kısseler zikr ve hikâye olunurken geçen şahıs ve yer adları müellifin saydığı kelimelerin hemen hemen üçte birini teşkil eder. Kalanların yarısı da Arapça’nın kardeşleri olan öteki Sami dillerle kökte müşterektirler. Yalnız telâffuzda ayrılırlar. Bundan sonra kalanlar arasında şimdiye kadar hâlis Arapça sanılan Allah. İslâm, ümmet, emir. âyet, ticaret, tecelli, tefsir. Cennet. Cehennem, din, Rab, Rahman, nzk, sultan, sûre, şirk, sadaka; sırat, salat. savım (oruç) âlem, furkan. Kur’an, kurban, kalem, kıyamet, kayyum. kitap, kâfir, millet, melek, mülk, nebi... Daha sayayım mı? kelimeleri de müellife göre, yabancı dil-
tik» in(27) Arap « T e o z o f i »si(28) vasıtasiyle ne yolda semeredar edildiği bundan ziyade münakaşaya hacet bırakmaz.
Fikrî faaliyet bir kere İslâm hududu içinde zuhur edince yalnız ilahiyat ilmine münhasır kalmadı. Yunanlıların felsefeye, riyaziyeye, hey’ete ve tıbba müteallik olan kitapları bu tedkikatı takibe şevketti. Tavsıfî olan vahiylerde Muhammed (S.A.V.) Allah’ın mucizelerinin insana hizmet etmeğe mecbur akşamı olan ve binaenaleyh kendilerine ibâdet edilmemek lâzım gelen yıldızların hareketlerine dikkati çeker. Her cinsten İslâm kavimlerinin hey'et ilm'ini tedkikini nasıl bir muvaffakiyetle takip ettiklerini asırlarca bu ilmin başlıca yardımcıları olmaları vak’ası göstermektedir. Arapça birçok yıldız isimleri ve fennî ıstılahlar şimdi bile kullanılmaktadır. Avrupada Ortaçağ âlimleri Araplar'ın şakirtleri idiler. Son müslüman hey’et âlimlerinin en büyüğü olan Uluğ Bey, Kopernik'in velâdetinden ancak takriben yirmi sene evvel öldü Kur’an ayni sûretle tıbbî tedkikatı da hazırladı ve umûmiyetle tabiatın müşahede ve mütalâasını tavsiye etti. Kur’anı daha iyi anlamak lüzumu müslümanlan ve husûsiyle Arabistan’da doğmıyanları onun dilini okumağa mecbur etti. Renan, «Lisan tedkikinin Araplar arasında başlaması, ne Rumlar’ın, ne de Suriye hıristiyanlarının sayesinde olmadığını isbat ettiTürkistan ve Horasan hükümdarlarındandır. Semerkantta bir rasathane yaptırmıştır. Oğlu tarafından mağlûp edilmiş ve onun emriyle 853 tarihinde öldürülmüştür. Uluğ Bey de Farabi ve İbni Sina gibi medeniyete hizmet e
Bununla beraber. MuhartMned’in (S.A.V.) Medine-de, her ne kadar sühûletle değilse de, yazı yazmağa muktedir olduğu, ispat edilmiş bir vak’odır. Lâkin bunu an-":ak elli yaşını geçtikten sonra öğrenmiş olmasına güç inanılır. Buna dâir olan hâdiselerden başka olmak üzere bana öyle görünüyor ki; Mukaddes Kitaba âid olarak. Kur -anda geçen birkaç isim ve kelimenin şekillerinin bozulması acemi el ile alınan notların yanlış okunmasından neşet etmiştir» diyor.
Cevap. — Hazreti Peygamberin ancak yazı yazmayı öğrendikten sonra vefat ettiğine dâir bir hadis vardır. Kendine gelen mektupları okumak üzere, İbranî harflerini öğrenmesini vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sabit e emrettiğini biliyoruz. «Hudeybiyye Muâhedenâ-m e s i » yazılırken, Kureyş tarafından gönderilen Süheyl bundaki tâbirini kabul etmiyerek, yerine yalnız Muhammed (S.A.V.) ismiyle babasının adının yazılmasını istediğini ve Hazreti Peygamber bu tâbirin bozulmasını emrettiği vakit Hazreti Ali'nin, «Resulullah» tâbirinin yerine «Muhammed bin Abdullah» yazdığını « T a r i h K â m i 1 » de görüyoruz. Bu hâdise. Hicretin altıncı senesinde vukûbulduğundan Resûli Ekrem'in o vakit elli bir yaşında olduğu anlaşılıyor. Bu yaşta iken kendi adını güzelce yazamamaları yazı yazmağa ne derecede az bir iktidar hâsıl edebildiğini göstermektedir. Hazreti Peygomberin Suriye cihetine ilk seyahati on bir ve ikinci seyahati yirmi dört veya yirmi beş yaşlarında iken vukûbulmuştu. Halbuki kendisinin vahiyden evvel okumak ve yazmak bilmediği ittifakla kabul edilmiştir. Çünkü, Mek-kede nâzil olan Ankebût sûresinde: «Sen ondan —Kur’anın inzalinden— evvel bir kitap okumaz ve sağ elinle onu yazmazdın. Eğer okuyup yazBinâenaleyh, bu seyahat esnasında not almadığı, hattâ bunun için lâzım gelen vasıtalara bile mâlik olmadığı bedihîdir. Yabancı müelliflerden bazıları bunu bildiklerinden, Hazreti Peygamberin yahudilerden ve hıristiyanlardan işittiği şeyleri ağızdan belleyip Kur'ana der-cettiğini iddia ederler. Lâkin bu kadar çok ve mütenevvi şeyleri hatırda tutabildiğine halkı inandırmak pek güç olacağından, velev pek iyi olnrıasm, yazı yazmağı da bildiğini ilâve ederler. Yabancı müellifler ne derlerse desinler, Hazreti Peygamberin okumayı, yazmayı değil, farzı muhal olarak İbranî, Rûmî ve Fârisî dillerini bildiği de söylense, Kur'anı şahsan te’lifi muhaldir. Çünkü Tevrat ve İncili mütalâa etmiş ve fesâhet ve belâgatte şöhret kazanmış olanlar bile Kuranın bir sûresini tanzirden âciz kalmışlardır. Mekke gibi medeniyet vasıtalarından mahrum küçük bir kasabada ümmî bir kavmin arasında büyümüş, dağlarda koyun gütmüş, hiç tahsil görmemiş bir kimsenin ne kadar zekî olursa olsun, Kur’an gibi mûciz bir kitabı meydana getirmesi, beşer cemiyetinin idaresine esas olacak kanunlar ve o kadar yüksek ahlâk kaideleri koymosı en büyük filozofları bile âciz bırakan İçtimaî ve tabiat üstünde bazı mes eleleri akla en uygun sûrette halletmesi mümkün değildir. Bu bapta söylenen safsatalar, ne kadar mâhirane olursa olsun, ancak muhâkeme ve temyize muktedir olmıyan bazı zayıf akıllı kimseleri aldatabilir.
Arap Dili hakkındaki malûmatımızın esası, budur. Lisan tedkikatını edebiyat tedki-katı takip etti» diyor ve bundan sonra da, şiire edilen mühim hizmetleri hikâye ediyor.Cevap. — Müellif, yukarıda, İslâm âlimlerini ilimler hakkında tedkikat icrasına mecbur eden şey, Kur'anın tefsirinde tesâdüf edilen güçlük olduğunu söylemişti. Bu fıkrada bu fikrini tâdil ederek, ilmî tedkiklerin sâiki Kur'anın kendi olduğunu beyan ediyor. Biz bu beyanatı ayniyle tercüme ve naklettik. Çünkü bunlar Kur'an-ı Kerimin yaln'z İslâm âlemine değil bütün beşeriyete ne kadar büyük bir fayda temin ettiğini isbat etmektedir.
Müellif, burada şu sözleri yazıyor: Muham-med in (S.A.V.) yazı yazmağa muktedir olduğunu söylemek, İslâm âlemi tarafından bir râfızilik sayılır ve bu da her gün kendisine «dikte» edilen notlardan vaaz etmekte olduğu hakkında kâfirler tarafından vukubulan ithamın reddine dair Mekke'de gelen bir âyete dayanır (^). Kendisinin buna cevabı, vahiylerin mûcize olduğunu beyan et-mektip). Lâkin biraz sonra, evvelce okumağa ve yazmağa muktedir olmadığını ilâve eti. Bu «evvelce» tâbiri ise ithamı kabul etmek gibi bir şeydirP). Biz bundan okuyabildiğini ve yazabildiğini, emin olarak, istintaç edebiliriz.seo çalışması sizin icin sundu.
seo çalışması,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder