seo çalışması,ndan islam bilgileri3 bugün seo calısması sizin icin yazdı seo calısması emek veriyor ve bu yazıları sizlere sunuyor seo calısması diyorki Bu mektûb, molla Ahmed-i Berkîye yazılmışdır. Dostların kusurları afv olunacağı ve istihâre yapmak bildirilmekdedir:
Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun. Peygamberlerin en üstününe ve onun Âline ve temiz Eşhâbının hepsine ve butun Peygamberlere salât ve selâm olsun!Bu korumak kısa bir zeman için değildir sanırım. Allahü teâlânın rahmeti, mağfireti elbette çok genişdir. Yalnız, orada bulunan kardeşlerimize nasihat ediniz ki, iyi hâllerini ve müslı-mânlara yardımlannı bozmasınlar. Ra’d sûresi onikinci [12] âyetinde (İnsanlar kendilerini değişdirmeyince, Allahü teâlâ da, onlarda olanı elbette değişdirmez) buyuruldu. Vesselâm.
Bu mektûb, şeyh Yûsüf-i Berkîye yazılmışdır. Bu yolun sonsuz olduğunu ve kelime-i tevhidin fâidelerinden birkaçını bildirmekdedir:
Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği iyi kullara selâm olsun! İyi hâllerinizi bildiren mektûbunuzu okumakla sevindik. Fârisi mısra’ tercemesi:
Aşkda böyle şaşılacak şeyler olur!
Hâllerden ileri geçerek, hâlleri verene ulaşmak lâzımdır. Orada cehâlet, anlıyamamak, bilmemek vardır. Ondan sonra, eğer ma rifct ihsân ederlerse, çok büyük ni’met olur. Görülebilen, anlaşılabilen herşey bırakılır, yok edilebilir. Bu çoklukda, birliği görmek olsa da, kıymet vermemeli, yok etmelidir. Çünki, o vahdet hiçbir çoklukda, hiç bulunamaz. O görünen, vahdetin kendi değil, benzeri, görüntüsüdür. Böyle olduğu zeman (Lâ ilâhe illallah) güzel kelimesini söylemeniz uygun olur. Bu güzel kelimeyi o kadar çok söyleyiniz kı, hiçbirşeyi görmez ve bilmez olunuz. Hayret, bilgisizlik mertebesine yükseliniz. Fenâ denilen hâle geliniz. Hayret, bilgisizlik mertebesine erişmedikçe, Fenâ hâsıl olmaz. Sizin Fenâ mertebesi dediğiniz şey, Fenâ değildir. Ona (Adem) denir. Bilgisizlik mertebesine erişip. Fena hâsıl olunca, bu yola ilk adım atılmış olur. Vâsıl olmak nerede? Kavuşmak kime? Arabi beyt tercemesi:
Sevgiliye kavuşmak ele geçermi acabâ? yüksek dağlar ve korkunç tehlükeler var arada.
Hâlleriniz doğrudur. Fekat, bunları bırakıp ilerlemek lâzımdır. Allah yolunda olanlara selâmlar olsun!
İkinci nasihatim, islâmiyyetden hiç ayrılmayınız! Hâllerinizi islâ-miyyet ile ölçünüz. Allah korusun, eğer islâmiyyete uymıyan söz ve ış olursa, bunu felâketin başlangıcı biliniz! Vesselâm.
Bu mektûb, mevlânâ Muhammed Salibe yazılmışdır. Dostlardan çoğunun ilerledikleri bildirilmekdedir:
Allahü teâlâya hamd olsun! Onun sevgili Peygamberine salât ve selâm olsun! Kıymetli kardeşim! Hamd olsun, hepimiz iyiyiz. Mevlânâ Muhammed Sıddîk bugünlerde, Vilâyet-i hâssa-i Muhamme-diyye ile şereflendi. İsmin parçalarını geçerek bütününe kavuşdu. Bununla berâber, gözü dahâ yukarılardadır. Oradan çok şeyler edindi. Geri dönmesi umulur. Allahü teâlâ, dilediğini rahmetine kavuşdurmakdadır. Kendi hâllerinizi ve tarîkate girmiş olan ve gir-mekde olan kardeşlerin hâllerini yazınız! Birkaç günü orada doğru yolda geçiriniz! Vesselâm.
Bu mektûb, molla ^edruddine yazılmışdır. Zikr-i zât ve zikr-i nefy-ü isbât bildirilmekdedir:
Allahü teâlâya hamd ve Resulüne salât ve selâm olsun. Size ve bütün din kardeşlerime hayrlı düâlar olsun!
Kıymetli kardeşim! Derviş Muhammed, şerefli mektûbunuzu getirdi. Bizleri sevindirdi. Kendinizi kusûrlu gördüğünüzü ve niyyet-lerinizi ve ibâdetlerinizi beğenmediğinizi yazıyorsunuz. Allahü teâlâ, bu görüşünüzü artdırsın ve beğenmemenizi çoğaltsın! Bu yolda, bu iki ni’met işlerin temelidir.
Süâl. Ism-i zât ile ne zamana kadar çalışılacağını soruyorsunuz. Bu isme devâm etmekle, ne mikdâr perdelerin ortadan kalkacağını ve nefy-i isbât ne vakte kadar yapılır ve bu mubârek kelime ile nelere kavuşulur ve ne kadar perde kalkar diyorsunuz?
Cevâb: (Zikr) demek, gafleti gidermek demekdir. Başlangıcda da, yolun sonunda da, insanın zâhîri, ya’nî bedeni, gafletden kurtulamaz. Bunun için, zâhir her zeman zikre muhtâcdır. Ba’zı zeman, ism-i zât olan (ALLAH) kelimesi ile zikr, dahâ fâideli olur. Ba’zan da,' nefy-ü isbât zikri, ya’nî kelime-i tevhîd söylemek dahâ uygun olur. Bâtına, ya’nî kalbe gelince, burada da , gaflet büsbütün gidinceye kadar zikr etmek elbette lâzımdır. Şu kadar var ki, başlangıcda, herkesin bu iki zikre devâm.Merhamet ederek göndermiş olduğunuz kıymetli mektûbu okumakla sevindik. Hâl hâsıl olursa, bildirilir... buyuruyorsunuz. Yavrum, hâl hâsıl olmasını istemek, hâlleri veren sevgili olduğu içindir. Onun sevgisi var ise, hâl olsa da, olmasa da birdir. Burada iken, size çok tohum ekildiğini söylediğimizi yazıyorsunuz. Yavrum! Evet, yazdığınız gibidir. Fekat, bunların meyvelerini toplamak için, çok zeman ister. Fâidesi, belki de öldükden sonra görünür. Sevin, fekat acele etmeyin!
Mevlânâ Muhammed Sâlihin sözlerini yazıyorsunuz. Şimdi yanımızda olmadığından, onları niçin söylediğini kendisinden anlıya-madık. Onun için, birşey yazamıyacağım. Herhâlde hayrdır. Kalbinize birşey gelmesin. Edebe uymıyan şey yapıldığını yazıyorsunuz. Kalbi temiz kimselerin hatâları afv olunur. Gönlünüze hiçbirşey gelmesin! Hâllerinizin nasıl olduğunu soruyorsunuz. Allahü teâlâya hamd ve şükr olsun ki, kabûl olunmuşlardansınız. Kabûl edilmiş olanlar, sebebsiz kabûl olunurlar.
İki şeyhzâde gelerek, zikr öğretilmesini istiyorlar diyorsunuz. Yavrum! Yapılacak her iş için istihâre yapmak sünnetdir ve mubârek-dir. Fekat, istihâre yapdıktan sonra, o işin yapılmasını veyâ yapılmamasını gösteren birşeyin, uykuda veyâ rü’yâda yâhud uyanık iken görünmesi lâzım değildir. İstihâreden sonra, kalbine bakmak lâzımdır. O işi yapmak arzûsu, eskisinden dahâ çok olmuş ise, o işi yapmağı gösterir. Eğer arzû, çoğalmamış ve eskisinden dahâ da azalmamış ise, yine yasak olmaz. Böyle olunca, yapmak arzûsu artmaya kadar, istihâreleri tekrâr tekrâr yapmalıdır. İstihâreler yediye kadar tekrâr olunur. İstihâreden sonra, o işi yapmak arzûsu-nun azaldığı anlaşılırsa o işin yapılmamasını gösterir. Böyle olunca da, istihâreler tekrarlanabilir. Hattâ, nasıl olursa olsun, istihâreleri her zeman tekrârlamak, dahâ uygun ve dahâ iyi olur. O işi yapmak veyâ yapmamakda ihtiyâtlı davranılmış olur.
(Mebde’ ve Me’âd) risâlesindeki (Rûhun cesed şeklini alarak) yazısının açıklanmasını istiyorsunuz. Cânlı insanın yapdığı işleri, rûlıun yapması, cesed hâlini alarak olur. Büyüklerin «kaddesallahû teâlâ esrârehüm» rûhlarının, cânlı insanlar gibi, yapdıkları yardımlar, hep böyle olmakdadır. Düşmanları helâk etmeleri ve sevdiklerine çeşidli yardımlarda bulunmaları ve sıkıntıda olanları kurtarmaları hep böyledir.
Zâlimlerin fitnesinden, zararından kurtulmak için düâ istiyorsunuz. Allahü teâlâ, sizi ve evinizdekileri, belki o mahalledekileri, o zâlimlerin şerrinden korumuşdur.
Şunu da biliniz ki, ancak Zât-i teâlâya kavuşmak istiyenler için, Zât-i teâlânın ismlerle ve sıfatları düşünmekle birlikte hâzır olması da, gaflet sayılır. Bu gafleti yok etmeleri lâzımdır. Ötelerin ötesine ilerlemelidirler. Fârisî beyt tercemesi:
Dost ayrılığı, az olsa da, az değildir.
Gözde, kıl parçası da olsa, çok görünür.
Rü’yâları yazmışsınız. Bundan önce de bildirmişdim ki, bunlar müjdecidirler. Müjde edilen şeylerin meydana çıkmaları zemanı, dahâ gelmemişdir. Bekleyiniz ve çalışınız! Arabî beyt tercemei;
Sevgiliye kavuşmak ele geçermi acaba? yüksek dağlar ve korkunç tehlükeler var arada?
Bu mektûb, molla Eyyûba yazılmışdır. Tarîkat-i aliyye-i Nakşiben-diyyeyi tergîb etmekdedir:
Allahü teâlâya hamd ve Peygamberine salâtü selâm ederim. Sizlere ve bütün mü’minlere iyi düâlar ederim.
Kıymetli kardeşim! Çeşidli mektûblarınız ile, birkaç defa nasihat istediniz. Fekat, bu aşağılığımı düşünerek, kendi çöküntülerime bakarak, cevâb yazmağa kalkışamadım. Fekat, tekrâr istediğiniz için, bir kaç şey yazmağa kendimi zorluyorum.
İnsanlara önce lâzım olan, herkesin birinci vazifesi emrlere uymak ve yasaklardan kaçınmakdır. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, Haşr sûresinin yedinci [7] âyetinde (Resûlümün getirdiklerini alınız ve yasak etdiklerinden kaçınız!) buyurdu. Bu âyet-i kerîme, islâmiyyete uymanın lâzım olduğunu göstermekdedir.
Zümer sûresinin üçüncü [3] âyetinde (Biliniz ki, Allahü teâlâ, hâlis olan din ister) buyuruldu. Böylece, herkese, ihlâs kazanması emr olundu. Fenâ hâsıl olmadıkça, ihlâs elde edilemez. Zât-i İlâhî sevilmedikçe ihlâsın varlığı düşünülemez. Fenâyı hâsıl eden ve insanı, Zât-i İlâhinin sevgisine kavuşduran şey de, tesavvuf yolunda ilerlemekdir. Görülüyor ki, bu yolda ilerlemek, herkese lâzım olmakdadır. Çünki, ihlâsa kavuşmak, herkese lâzımdır. Yüksek mertebeleri ve bu merte.
Bu mektûb, mir/â I iüsâmeddîn-i Ahmed ha/.rcllcrinc ya/.ılmışdır. Peygambere tâm tâbi’ olanların, onların bütün olgunluklarına kavuşacakları ve biçbir velînin biçbir nebî derecesine çıkamıyacai>ı bildirilmekdedir:
Bizi bu hâle kavuşdııran Allahü Icâlâya hamd olsun! Allalui teâlâ bize doğru yolu göstermeseydi, biz bulamazdık. Allahü tcâlânın Peygamberleri doğru yolu göstermek için gelmişdir «salevâtiillahi teâlâ ve teslîmâtühü sübhânehü aleyhi ve alâ etba’ıhim ve ensârihim ve a’vânihim ve hazeneti esrârihim».
Peygamberlere «aleyhimüssalevâtü vetteslîmât» uyanların en üstünleri, onlara, çok uydukları ve aşırı sevdikleri için, daha doğrusu, yalnız Allahü teâlâmn lütfü ve ihsânı olarak, izinde bulundukları Peygamberlerin, bütün kemâlâtım, üstünlüklerini, kendilerine çekerler. Büsbütün onlar gibi olurlar. O kadar benzerler ki, yalnız uyan ve uyulan, önce olan sonra olan ayrılığından başka, aralarında hiç ayrılık kalmaz. Böyle olmakla berâber, uyanlardan hiçbiri. Peygamberlerin en üstününe uyanlardan olsa da, hiçbir Peygamberin, Peygamberlerin en aşağıda olanının bile, derecesine yükselemez. Bunun içindir ki. Peygamberlerden sonra, bütün insanların en üstünü olan, Ebû Bekr-i Sıddîk «radıyallahü anh» hazretleri. Peygamberlerin derecesi ve en aşağıda olanından da çok aşağıdadır. İşte bunun için. Peygamberlerin «aleyhimüsselâm» mebde-i te’ayyünleri ve onları terbiye eden, yetişdiren ismler, asidan, kaynakdandır. Ümmetlerin en üstünleri olsun, en aşağıları olsun, hepsinin mebde-i te’ ayyünleri ve rableri olan ismler, o aslların çeşidli zilleri, görüntüleridir. Asi ile gölgesi nasıl müsâvî olabilir? Allahü teâlâ Sâffâti sûresinin yüzyetmişbirinci [171] âyetinde (Elbette kelimemiz, çok önce yapıldı. Ya’nî Levh-i-mahfûzda, Peygamberlerimiz için yazdık. Onlara elbette yardım olunacakdır. Onların yolunda gidenler, gâlib olacaklardır) buyurdu. Allahü teâlâmn zâtının tecellîsi, yalnız Peygamberlerin sonuncusuna olur «aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât vettehıyyât». Bu yüce Peygamberin yolunda gidenlerin yüksekleri de, bu tecellîden pay alır sözleri doğrudur. Fekat, bu sözler, başka Peygamberlere zâtın tecellîsi olmaz, bu ümmetin yükseklerine olur demek değildir. Böyle düşünmekden Allahü teâlâ korusun! Bu söz, Evliyânın Peygamberlerden dahâ üstün olduğunu anlatmakdadır. Bu tecellî, o yüce Peygambere olur demek, bütün Peygamberlere de onun dolayısı ile ona uydukları için olur demekdir.seo çalısması sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder