replika saat,den islam bilgileri34 bugün replika saat ve replika saat sizin icin elimizden gelen gayreti gösteriyoruz replika saatler ve replika saatler sizin icin cok calısıyor ve gece gündüz replika saatler ve replika saat calısıyor sizin icin replika saat ve replika saatler diyorki Her Velîde böyle te'sîr vardır. Ba'zısında dahâ kuvvetli te'sîrlcr olur kı, talebeyi çekerek tesavvuf yolunun yüksek derecelerine çıkarırlar. Bunlara (Kâmil ve mükemmil) denir.Câhiller ve yalanalar ilk görmekde ve birkaç görüşmekde Velîyi tanıyamaz. Bunların, güvendikleri kimselerden sorup anlamaları lâzımdır. Allahü teâlâ, Nahi sûresinin kırküçüncii âyetinde ve Enbiyâ sûresinin yedinci âyetinde (Bilmediklerinizi bilenlerden sorup öğreniniz!) buyurdu. Hadîs-i şerîfde (Cehâlet-den kurtulmanın yolu, bilenlerden sorup öğrenmekdir) buyuruldu. Rehber olarak tanınan bir kimsenin yanında yıllarca bulunup da, kalbinde bir değişiklik hâsıl olmıyan kimse, onun yanından ayrılmalıdır.
İmâm-ı Rabbânî müceddid-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Ser-hendî buyuruyor ki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» velât edince, Eshâb-ı kirâm sıra ile dört halîfeyi seçdiler. Elalîfe seçmek, yalnız dünyâ işlerini düzene koymak için değildi. Bâtınlarını kemâle getirmek için de, seçmişlerdi.Süâl: Evliya ölünce, onun feyz vermesi kesilmez. Feyz almak için hep diri olanı aramak lâzımmıdır.Cevâb: Evliyâ ölünce, feyz vermesi bitmez. Eiatlâ artar. Fekat, nâkıs olanların, kendilerini kemâle erdirecek kadar, meyyitden feyz almaları pekaz nasîb olur. Velîden, öldükden sonra alınan feyz, din iken alınan kadar olsaydı, Medînede yaşıyan müslimânların, bu zemana gelinceye kadar, hepsinin Resûluliahdan feyz alarak, Eshâb-ı kirâm derecesinde olmalan lâzım gelirdi. Kimsenin Rehber aramasına lüzûm kalmazdı.Çünkı, Rehberden feyz alabilmek için, feyz alan ile feyz veren arasında bağlılık lâzımdır. Rehber ölünce, bu bağlılık kalmaz. Evet, fenâ ve bekâya kavuşdukdan sonra, bâtınlan arasında bağlılık hâsıl olup, kabrden de, çok feyz alınabilir ise de, bu feyz de, diri iken alınan feyz kadar olamaz.
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki, hiçbir Velî, gaybı bilmez. Allahü teâlâ keşf veyâ ilhâm ile bildirirse, ancak onu söyliyebilir. Evliyâ gaybı bilir diyen kâfir olur. Evliyâ, yok olan şeyi var edemez. Var olanı yok edemez. Kimseye rızk veremez. Çocuk veremez. Hastalığı gideremez. A’raf sûresinin yüzsek-senyedinci âyetinde (Ey sevgili Peygamberim! Onlara söyle ki, kendime fâide ve zarar vermeğe gücüm yetmez. Ancak Allahın dilediği olur) buyuruldu. Allahü teâlâdan başkasından yardım beklemek câiz değildir. Fâtiha sûresinde (Ancak sana ibâdet eder. Senden yardım bekleriz) dememizi emr etmekdedir. (İyyâke) yalnız sana mahsûsdur demekdir. Bunun için. Evliyaya adak yapmak câiz olmaz. Çünki, nezr yapmak ibâdetdir. Evliyadan birine nezr yapan kimsenin, bu nezrini yerine getirmemesi lâzımdır. Çünki, elden geldiği kadar, günâhdan kaçınmak vâcibdir. Mezâr etrafında saygı için dönmek câiz değildir. Çünki, Kâ’be etrafında dönmeğe benzemekdir ki bu dönmek, nemâz kılmak gibi ibâdetdir.Peygamberlerin ve Velîlerin dirilerine ve ölülerine düâ etmek, kendiliğinden birşey yapmasını istemek câiz değildir. Hadîs-i şerîfde (Düâ ibâdetdir) buyuruldu. Mü’min sûresinin altmışıncı âyetinde, (Bana düâ ediniz! Düânızı kabul ederim. Kibr edip bana ibâdet etmek istemiyenler, zelil olarak Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu. Câhiller, yâ Abdülkâdir Gey-lânî, yâ Şemseddîn pâni-pütî, yâ Tezveren dede, Allah için bana şunu ver diyorlar. Böyle söylemek şirkdir, küfrdür. Yâ Rabbî! Abdülkâdir-i Geylânî hürmeti için bana şunu ver! Sey-yidet Nefise hürmetine hastama şifâ ver demelidir. Allahü teâ-lâya böyle düâ etmek câizdir ve fâidelidir. A’râf sûresinin yüzdoksanüçüncü âyetinde (Allahdan başka her kime düâ ederseniz, onlar da sizin gibi kuldur. Kimseye yardım edecek güçleri yokdur) buyuruldu.Süâl: Bu âyet-i kerîme kâfirlerin putlarına tapınmalarının şirk olduğunu bildirmek için gelmişdir. Evliyâyı putlara benzetmek doğrumudur?Cevâb; Âyet-i kerimede, Allahdan başka buyuruldu. Allahdan başka herşey demckdır. Evet, hadîs-ı şerîfdc (Peygamberleri zikr etmek ibâdetdir. Sâlihleri zikr etmek günâhlara kcfTâretdir. Ölümü zikr etmek sadaka vermek gibidir, kabri zikr etmek, sizi Cennete yaklaşdınr) buyuruldu. Bu hadîs-ı şerif Ebû Na.sr Deylemînın (Müsnedülfirdevs) kıtâbında yazılıdır. (Alîyi zikr etmek ibâdetdir) hadîs-i şerifini de Deylcmî bildirmekdedir. Bu hadîs-i şeriflerdeki zikr etmek, onlann yüksek mertebelerini, hâllerini, güzel huylannı hâtırlamak, söylemek demekdir. Böylece bunları sevmek, Allah sevgisindendir. Bunları işitenler, bunlar gibi olmağa çalışırlar. Yalnız ezânda ve ikâmetde, Allahü teâlânın ismi yanında Muhammed aleyhisselâmın ismini de zikr etmek ibâdetdir. tnşirâh sûresinde (Senin için, senin zikrini yükseltdik) buyuruldu. Bu yükseltmek, yalnız Muhammed aleyhisselâm içindir. Bir kimse, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) dedikden sonra, Alî veliyullah dese, bu kimse ta’zîr olunur. Ya’nî cezâlandırılır. Muhammed aley-hisselâmın ismini zikr etmek de, yalnız dînimizin bildirdiği yerde câiz olur. Meselâ, yâ Muhammed, yâ Muhammed diyerek teşbih çekmek câiz değildir.İsmet, Peygamberlere mahsûsdur. İsmet demek, bilerek ve bilmiyerek, büyük ve küçük hiçbir günâh işlememek demekdir. Evliyâda ismet vardir demek küfr olur.
Eshâb-ı kirâmın hepsi, Evliyânın hepsinden dahâ yüksek-dirler. Tâbi’înin büyüklerinden olan Abdüllah ibni Mubârek hazretleri dedi ki (Hazret-i Mu’âviycnin, Resûlullahın yanında bindiği atın burnuna giren toz, Veyselkarânîden ve Ömer bin Abdiürazîzden dahâ hayrlıdır).
Evliyânın kabrlerini yüksek yapmak, onlara saygı için üzerlerine türbe yapmak, yanında ziyâfet vermek, kabrlerinde kandil, mum yakmak bid’atdır. Kimisi harâm, kimisi mekrûh-dur. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», hazret-i Alîyi göndererek, kâfirlerin yüksek mezârlannı yıkdırdı ve rcsmleri yok etdirdi.Evliyâ öldükden sonra da, kendilerini sevmek, hürmet etmek lâzımdır. Böylece, ruhlanndan feyz alınır. İstifâde olunur. İnsanın kalbi temizlenir. Ziyârete gelenlerin, bir Velî mezârı olduğunu anlıyarak, saygı göstermeleri için ve ziyaret edenin soğukdan, sıcakdan, yağmurdan, yırtıcı hayvandan
korunması için, Evliyânın kabrlcri üzerine türbe yapmak câu, hattâ lâzımdır. Türbe, Velî için değil, ziyârete gelen dinler içm yapılmakdadır.]
Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem»» ve Evliyânın mezârlarını ziyâret etmek için sünnet şöyledir: Abdestliolmalı, Resûlullaha salevât getirmeli, önceden yapmış olduğu, nemâz, sadaka, oruç, Kur’ân-ı kerîm okumak gibi hayrlı işlerin sevâ-bını ona bağışlamalı, gönlü uyanık olmalı, onu sevmeği vc sünnetine uymağı, Allahü teâlâdan dilemelidir. Eğer, o Velîye mensûb ise, kalbinden dünyâ düşüncelerini çıkarıp, ondan feyz almağı beklemelidir. Kabr başında Kur’ân-ı kerîm okumak câizdir.Dünyâlığa, mala, şöhrete kavuşmak, saygı toplamak için Rehberlik yapanlar, şeytânın vekilleridir. Müseylemc-tülkezzâb gibidirler.
Evliyânın, Allahü teâlâdan kendilerine gelen ni’metleri haber vermeleri, bulundukları yüksek dereceleri talebelerine bildirmeleri câizdir. Hadîs-i şerîfde (Allahü teâlânın verdiği ni'metleri bildirmek, bunlara şükr etmek olur) buyuruldu. Öğün-mek harâmdır. Kendindeki iyilikleri, ni’metleri, kendinden bilirse, Allahü teâlânın verdiğini düşünmezse, öğünmek olur. Yâ’nî (Tezkiye-i nefs) olur. Bu ni’metlerin Allahü teâlâdan geldiğini bilir. Kendinin kusûrlu olduğunu düşünürse, (Şükr) olur.
İnsanların Allahü teâlâya yaklaşması, ancak Allahü teâlâ-nm çekmesi ile olur. Eğer, vâsıtasız doğrudan doğruya çekerse, (İctibâ) denir. Vâsıta ile çekmesi, iki dürlü olur: İbâdet yapmak ve riyâzet çekmek vâsıtası ile çeker. [Tesavvuf yolundaki vazifelerin tesirleri tecribe edilmiş olduğu için, bu nâfıle ibâdetleri yapmak tercih edilmekdedir.] Buna (Sülük) denir. Yâhud bir Rehberin sohbeti vâsıtası ile (Cezb) eder. Bütün bu çekişlerin asi sebebi, insanın kendi kâbiliyyetidir. Bu kâbiliyyetleri, insana yaratılışda verilir. İnsanların kâbiliyyetleri, isti’dâdlan başka başkadır. İnsanın Allaha yaklaşmasına en büyük mâni’, nefisinin şehvetleri ile bedenin ihtiyâç ve kötülükleridir. İkinci mâni’, (Âlem-i emr) latîfelerinin kendilerinden vc Rablcrindcn gâfıl olmalarıdır. İnsanı Allahü teâlâya yaklaşdıran ibâdetleri, riyâzctlcri de, bir Rehberin göstermesi lâzımdır. Riyâzet vc ibâdet yapmakla, hem nefs vc beden tezkiye bulur. Ya’nî kötülüklerden temizlenirler. Hem de, âlcm-i emrden olan latifeler.beden maddelerinden ve nefsden bulaşmış olan «nimetlerden tasfiye olur. Gafletden kurtulurlar. Tesavvuf yollarının çoğunda, önce sülük yapılır. Önce, ıkı mâni’ oıtadan kaldmlır. Böylece, Âlem-i emrin beş latîfesı sâf olur ve nefs (Makâmât-i aşere) denilen güzel huylarla bezenir. Bundan sonra. Rehber sâlıki Allahü teâlâya cezb eder. Bu sâlıke (Sâlik-i meczûb) denir. Böyle ilerlemesine (Seyr-i âfâkî) denir. Çünkı Rehber sâlıkm temizlenmesini Alem-i misâlde görerek anlar. Bu seyr çok güçdür ve uzun sürer. Allahü teâlâ Behâüddin-i Buhârîye sülûkden önce cezb yapmasını ilhâm eyledi. Önce teveccüh ederek, her latîfede zikr yapdırırlar. Her latîfede fânî olurlar. Buna (Seyr-i enfüsî) denir. Seyr-i âfâkînin çoğu da, bununla birlikde hâsıl olur. Sonra, nefsi ve bedeni temizlemek için riyâzet yapdırılır. Bu sâlike, (Meczûb-i sâlik) denir. Bu seyr kolay ve çabuk olur. Nâkısların, câhillerin kendiliklerinden yapdıklan ibâdetlerle, terakkileri pek az olur veyâ hiç olmaz. Çünki, bunların ibâdetlerinin scvâbı pekazdır. Elli sene ibâdet ile vilâyetin en aşağı derecesine yetişebilirler. O hâlde, yalnız mücâhede ve riyâzet ile vilâyet elde edilemez. İbâdetlerin, riyazetlerin ancak sünnete uygun olanları fâidelidir. Bunun için, bid’atlerden sakınmak şartdır. Hadîs-i şerîfde (Amelsiz söz kabul olmaz. Niyyetsiz amel kabûl olmaz. Sünnete uygun olmazsa, hiçbiri kabul olmaz) buyuruldu. Ya’nî, hiçbirine sevâb verilmez. İbâdetlerin, riyâzetlerin güç, sıkıntılı olması değil, sünnete uygun olmaları lâzımdır.Süâl: Çok sıkıntılı riyâzetler çekenlerin çok ilerledikleri, keşf ve kerâmet gösterdikleri görülüyor. Buna ne dersiniz?Cevâb: Rizâyet çekmekle keşf, kerâmet ve dünyâ işlerinde tesarruf elde edilir. Eski Yunan felesofları ve Hind papaslan böyle yaparlardı. Allah adamları, bunlara kıymet vermez. Nefsi kötülüklerden kurtarmak, şeytânı öldürmek, ancak sünnete uymakla mümkindir.
Süâl: Yukarıdaki cevâba göre, yalnız riyâzet yapılan tasavvuf yollarında kimsenin velî olmaması lâzım gelir. Buna ne dersiniz?
Cevâb: Tesavvuf yollannın hepsi sünnete uymakdadır. Ba’zılanna bid’at kanşmış ise, başka işlerinde sünnete uymaları, bu bid’atin zararını giderebilir. Bunlara bid’at karışması, ictihâdlarında hatâ etdikleri içindir. Müetehidin hatâsı afv olunur. Câhillerin, yalancıların hatâsı böyle değildir. Bunlar hep zarardadırlar.
Nâkıs vc kâmil, herkes dahâ kâmil olandan, dahâ çok feyz alabilir. Vilâyet ancak kâmilin sohbeti ile elde edilebilir. Nâkıs-1ar, câhiller, (Ictîbâ) ile çekerek vilâyete kavuşduramaz. Çünki, bunlann Hak teâlâ ile münâsebetleri yokdur. Kâmil olan rehberin zâhiri halk ile, bâtını Hak ile olduğu için, Allahü teâlâdan aldığı feyzi, insanlara vererek, onlan vilâyete kavTişdurur. Isrâ sûresinin doksanbeşinci âyetinde (Eğer yenüzünde melekler olup yürüselerdi, onlara gökden Peygamber olarak elbette melek gönderirdim) buyuruldu. Bunun içindir ki, Resûlullahın vefâtından sonra, görünüşde kendisi ile münâsebet kalmadığı için, herkes Kabr-i se’âdetden feyz alamaz oldu. Resûlullahın vârisleri olan âlimlerden. Rehberlerden feyz alındı. Çünki hadîs-i şerifde (Zahir ve bâtın bilgilerinde âlim olanlar, Peygamberlerin vârisleridirler) buyuruldu.Kemâle yetişen. Velî olan kimse, Allahü teâlâdan vâsıtasız feyz alabilir, ibâdet yapmakla da yükselir. (Secde et ve Allaha yaklaş) âyet-i kerimesi bunu bildirmekdedir. Bu Velî, Resûlul-lahın «sallallahü aleyhi ve sellem» ve Evliyânın kabrlerinden de feyz alabilir.
Peygamberlerin insandan gönderilmesi, sohbetde hâsıl olan te’sîr içindir. Çünki, i’tikâd ve fıkh bilgileri meleklerden de öğrenilebilir. Cibril hadîsi bunu göstermekdedir. Çünki Resûlullah, (Bu gelen Cebrâil idi. Size dininizi öğretmek için gelmisdi) buyurdu. Sohbetin te’sîri için, Rehberlerden feyz alabilmek için, arada tâm münâsebet [tanımak ve sevmek] bulunması lâzımdır. Vilâyet elde etmek için de, bu te’sîr lâzımdır.
Az kimse vardır ki, isti’dâdlan çok kuvvetli olup Peygamberin veyâ bir Velînin rûhundan feyz alarak, vilâyet mertebesine kavuşurlar. Bunlara (Üveysî) denir. Eshâb-ı kirâmın sohbeti de, feyz verdi. Fekat bir sohbet yetişmezdi. Çok defa sohbet etmek lâzım idi. Sonra gelen Evliyânın sohbetleri, ancak riyâzet çekmekle birlikde te’sîr etdi.Allahü teâlâ, insanlarda kendine yaklaşmak ve kendini tanımak isti’dâdını yaratdı. Bu isti’dâdın mıkdân herkesde başkadır.
Farzları, vâcibleri yapdıkdan ve harâmlardan, şübheliler-den kaçdıkdan sonra, nâfıle ibâdetlerin en tesirlisi zikrdir. Her zeman Allahü teâlâyı zikr etmelidir. Hadîs-i şerifde (Cennetde-kiler, en çok, dünyâda Allahü teâlâyı zikr etmeden geçirdikleri zemanlar için üzülürler) buyuruldu. Fenâ-i nefs hâsıl olmadan
bında, hergün onların kitâblannı okuyunuz buyurdu. Şimdi, selâmete kavuşmak için, tmâm-ı Rabbâninin (Mektûbât) kitâbını okumalıdır. (IMektûbât)ın birinci cildinin terccmcsi, (Müjdeci Mektûblar) adı ile, 1982 de, tstanbulda basdınlmışdır. Seâdete, selâmete kavuşmak ıstiyenlerin, bu kitâbı okumaları çok fâidelidir.
HadOuı) kitâbının yüzdoksanıncı sahîfesinde buyuruyor ki; İbâdetleri iktisâd üzere, ya’nî ne az, ne de pek aşın olmıyarak, orta mikdârda, yapmak lâzımdır. Allahü teâlâ. Bekara sûresinin yükseksen beşinci (185) âyetinde (Allahü teâlâ, sizin için kolaybk istiyor. Güç işleri yapmanızı istemiyor) buyurdu. Bunun için, hastanın ve yolcunun oruç tutmamama izn verdi. Bize ağır ve sıkıntılı işler yapmağı emr etmedi. İnsan iki işden birini yapmak karşısında bulunursa, bunlardan hafif ve kolay olanını yapması dahâ doğrudur. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem», birinin mescidde sâatlarca nemâz kıldığını işitdi. Mescide gelip, bunu omuzlarından tutarak, (Allahü teâlâ, bu ümmetden kolay işler yapmasını istiyor. Güç işleri beğenmiyor) buyurdu. Allahü teâlâ, bu ümmete kolay şeyleri emr etdi. İslâm ahkâmına uymak pek kolaydır.
Mâide sûresinin doksanıncı (90) âyetinde (Ey müzminler! Allahü teâlâmn size halâl etdiği tayyıb, ya'nî güzel şeyleri, kendinize haram etmeyiniz! Halâllere haram demeyiniz! Allahü teâlâ, halâl etdiği şeylere harâm diyenleri sevmez!) buyurdu. [Vehhâ-bîier, halâl olan şeylere, hattâ ibâdetlere harâm diyorlar. Hattâ, şirk diyorlar. Bu âyet-i kerîme, Allahü teâlâmn, vehhâbîleri sevmediğini bildiriyor. Bir mü’min günâh işleyince, günâhın cezasından, azâbmdan kurtulmak için, Allahü teâlâ yol gösterdi. Tevbe ile, kefiaret vermekle afv edeceğini bildirdi. Vehhâbîler, devr ile iskat yapılmasına saldırırken, bunlar, kötü kimselerin günâh işlemesine yol açan, uydurma şeylerdir diyor. Günâhlann tevbe ve kefiaret ile afv edilmeleri karşısında acabâ ne diyecekler? Bunlar, kötü kimselerin günâh işlemelerine yol açıyor diyerek, Allahü teâlâmn gösterdiği kolaylığa ve merhamete de dil uzata-caklarmı?}.
Hadîs-i şerifde (Allahü teâlâ, emr etdiği şeyleri yapmanızı sevdiği gibi, izn verdiği şeyleri yapmamzı da sever) buyuruldu. Zaruret olduğu zeman, harâm işlemeğe vc farzı terk etmeğe (ruhsat), izn verilmişdir. Ya’nî azâb yapılmaz. Zarûret zema-nında da, dînin emrlerini yapmağa (azimet) denir. Ba’zan, azî-
met olanı yapmak dahâ iyidir. Meselâ, ölüm ile korkutulan kimsenin, îmânını gizlememesi böyledir. Öldürülürse,şehîdolur. Ba*zan ruhsat olanı yapmak, dahâ iyi olur. Yolcunun oruç tutmaması ve farz nemâzlarda, dört rek'at yenne iki rek'at kılması böyledir. Yolcu, orucu tutarak hastalanır, ölürse, günâha girer.
Ahkâm-ı islâmiyyeye uymakdan kurtulmak için, mezheble-rin ruhsatlannı, kolaylıklarını araşdınp, bunlara göre iş yapmak câiz değildir. İhtiyâç olunca, başka mezhebe geçmek veyâ birkaç şeyi başka mezhebe göre yapmak câızdir.
Farzı yapmamak veyâ harâmı yapmak için hîle yapmak haramdır. Buna, (Hîle-ı bâtıla) denir. Birşey, farz veyâ haram olmadan önce, farz veyâ harâm olmasını önlemek câizdir. Buna (Hîle-i şer'ıyye) denir.(Muhtar) kilâbının şerhi olan (İhtiyar) kitâbında diyor ki (Farzları yapamıyacak kadar zaîfleten riyazet, ya’nî az yimek câiz değildir. Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödiyecek kadar, çalışıp kazanmak farzdır. Bu niyyet ile çalışan kimse, borcunu ödiyemeden ölürse, azâb çekmez. Hadîs-i şerîfde, (Her erkeğin çalışıp kazanması farzdır) buyuruldu. Bundan fazlası için çalışmamak câizdir. Adem aley-hisselâm buğday eker ve ekmek yapardı. Nuh aleyhisselâm nec-câr, marangoz idi. İbrâhîm aleyhisselâm kumaş tüccân idi. Dâvüd aleyhisselâm demirci idi. Süleymân aleyhisselâm zenbil yapardı. Muhammed aleyhisselâm, önce koyun güderdi. Sonra ticâret yapdı. Sonra cihâd yapardı. Asker idi. Ebû Bekr-i Sıddîk, kumaş tüccân idi. Ömer-ül-Fâruk, kösele dikerdi. Osmân-ı Zin-nûreyn gıdâ maddeleri idhâlâtçısı idi. Alî «radıyallahü anhüm» işçiHk ve cihâd yapardı. Çoluk çocuğunun bir yıllık nafakasını toplıyacak kadar çalışmak, mubâhdır. Müslimânlara yardım için, cihâd etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehabdır, iyidir. Hadîs-i şerîfde (İnsanlann en iyisi, insanlara fâideli olandır) buyuruldu. Ihtiyâr kitâbından terccmc temâm oldu. Gösteriş için, övünmek için kazanmak tahrimen mekrûhdur. Mültekâ kitâ-bında açıkça harâmdır denildi. Çalışmak nzkı artdırmaz. Rızkı veren, Allahü teâlâdır. Çalışmak, sebebe yapışmakdır. Sebeblere yapışmak sünnetdir.
Çalışan insan beş dürlü olur: Birincisi, nzkın yalnız çalış-makdan geldiğine inanır. Kâfirler böyledir. İkincisi, nzkın Allah-dan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inamr.Çalışırken, Allahü teâlâya âsî olmaz. Harâm işlemez. Hâlis, sâlih mü’minler böyledir. Üçüncüsü, rızkın Allahdan geldiğine inanır ise de, çalışırken Allaha âsî olur. Fâsık müzminler böyledir. Dördüncü, nzkın hem Allahdan, hem de çalışmakdan geldiğini sanır. Müşrikler böyledir. Beşincisi, nzkın yalnız Allahdan geldiğini bilir. Fekat nzkı verirmi vcrmezmi bilmez. Münâfıklar böyledir.Tâtârhaniyye) fetvâ kitâbında diyor ki, Câmi’de, evde kapanıp, hep ibâdet etmek ve yiyip içip, evlenmek, gezmek gibi eğlenceleri ve halâl kazanmağı terk etmek, tâhrîmen meknîhdur.
Süâl: Din âlimlerinin yukandaki sözleri, tesavvufcuların nyâzel ve sıkıntılı yaşamağı övmelerine uymıyor. Bu ikisinden hangisi dahâ iyidir?
Cevâb: Tesavvufculardan bir kısmı, (Kırk gün aç kalan, İlâhî sırlan anlamağa başlar) dedi. Sehl bin Abdüllah, onbeş günde bir yirdi. İmâm-ı Gazâlî diyor ki, Ebû Bekr Sıddîk «radı-yallahü anh» altı günde bir yirdi. Cüneyd-i Bağdâdî hergiin dörtyüz rek’at nemâz kılardı. Sehl bin Abdüllah, yedi yaşında hâfız oldu. Hergün oruç tutardı. On iki sene, yalnız arpa ekmeği yidi. Abdülvehhâb-i Şa’rânî hazretleri hergün akşam ile yatsı arasında Kur*ân-ı kerîmi iki kerre hatm ederdi. Buna inanmakda tereddüd etmemeli. Eviiyâda rûhânî kuvvet vardır. Ruh, bir ânda çokşey yapar. [Sehl bin Abdüllah Tüstürî 283 [m. 896] da Bas-rada, Abdül- Vehhâb-ı Şa’rânî 973 [m. 1365] de, imâm-ı Gazâlî 505 [m. 1111] de Tus şehrinde vefât etdi.]
Âlimler, (ibâdetlerde aşın gitmemeli, kendini sıkıntıya düşürmemeli) buyurdu. Bu sözleri, bütün ümmet için farz veyâ vâcib veyâ sünnet olan şeylerdedir. Her müslimânın böyle yapması lâzımdır. Tesavvufculann çekdikleri sıkıntılar ise, nâfıle ibâdetdir. Herkesin yapması lâzım değildir. Kur’ân-ı kerîmde (Gücünüz yetdiğj kadar, Allahdan korkunuz!) buyuruldu. Ayet-i kerimede, hazret-i Hamzanın kâtili olan Vahşî için (İmân edip tevbe eden ve sâlih ameller işliyenlerin günâhlannı sevâblara çevüi-rim. Allahü teâlâ günâhlan afv edici, acıyıadu*) buyuruldu. Vahşî, bu âyeti işitince, afv için şartlar bildiriliyor. Bu şartlan yapamazsam korkanm. Bunun dahâ kolayı yokmudur dedi. Buna karşılık (Al; lahü teâlâ, dilediği kuUanmn şirkden başka herşeyini afv eder) âyeti
gddı Vahşî, bunu işitince, Allahü tcâlA, beni afv etmek dilemezse, ne yapanm dedi Bunun üzerine, (Ey kendilenne zufan eden kullanın! Allahın rahmetinden ümmîdinizi kesmeyiniz! Allahü teâla, bütün suçlan afv eder. O. gafur, rahimdir) buyuruldu. Vahşî, bu müjde bana yeter dedi. îmân ctdı. Bu âyet-i kerime, kıyamete kadar gelecek olan herkes için müjdedir. Su bulamıyanlann teyemmüm etmeleri için de, önce (Temiz toprakdan ellerinize ve yüzünüze sürünüz!) ve sonra (Temiz topraklı ellerinizi, ellerinize ve yüzünüze sürünüz) buyurdu. Toprağı sürmeği emr eylemedi. Emri kolaylaşdırdı. Allahü teâlâ. Peygamberine, Mekke dağlarını altın yapayım istermisin buyurunca, bu altınlan Allah folunda ve düşmanlarla, cihâd için kullanmadığı düşünmedi, stemedı. Güçlük çekmeği arzû eyledi. Tebük gazvesinde ise, (Bu orduya lazım olanlan getirene Cenneti müjdeliyorum) buyurarak, Eshâbından yardım istedi. Resûlullahın uzun günler orucunu bozmadığı ve açlıkdan mübârek kamına taş bağladığı, kitâblarda yazılıdır. Mübarek ayaklan şişinceye kadar geceleri, çok nemâz kıldığı da bildirilmişdir. Mubârek zevceleri de, böyle çok ibâdet yaparlardı. Fekat, ümmetine çok merhâmet etdiği için, onlann böyle sıkıntı çekmelerini istemezdi. Ümmetine ruhsat ile emr ederdi. Kendisi azimet ile ibâdet yapardı. Din demek, yalnız emr demek değildir. Ruhsat ile azimetin ikisi de dindir. (Allahü teâlânın halâl etdiklerini, kendinize haram etmeyiniz!) âyet-i kerimesi, (ruhsat, izn verilen şeyleri inkâr etmeyiniz! Bun-lan harâm etmeyip de, terk eder, çekinirseniz zühd olur, iyi olur. Yapması ise, günâh olmaz) demekdir. Hadis-i şerifde (Sünnetimi kabul etmiyen benden değildir!) buyuruldu ki, ruhsat, izn verdiğim şeyleri kabûl etmeyip, kendine sıkıntı veren benden değildir demekdir.Tesavvuf büyükleri, ruhsat ve azîmetden, İkincisini seçmişlerdir. Ruhsat ile amel etmeği de inkâr etmemişlerdir. Herkese ruhsat ile amel etmeği emr etmişlerdir. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem*» de, böyle yapardı. Tesavvuf demek, kitâba ve sünnete uymak, bid’atlerden sakınmak ve tesavvuf büyüklerine saygılı olmak ve herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmekdir. Ehl-i sünnet âlimleri, azimet ile, vera’ ile hareket etdiklerinden, bir harâm işlememek için, yetmiş halâli terk ederlerdi. Ebû Bekr-i Sıddîk buyurdu ki (Biz bir harâma düşmek korkusundan, yetmiş halâli terk ederdik).Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», Allahü teâlânın bana bildirdiği iim, yalnız ümmetin hepsine bildirilmesi emr olunan ilmdir buyurmadı. Hak olan başka iki iim dahâ bulunduğunu haber verdi. Resûlullahın, dilediğine bildirmesi için izn verilen, ikinci ilm (Vilâyet) ya’nî evliyâlık, tesavvuf ilmidir. Bu ilm, islâmiyyetin bâtınını ve hakikatini bildirmekdedir. Bu ilm, ancak takvâ ile elde edilir. Âyet-i kerîmede, Hızır aleyhisselâm için (Ona Bizden ilm verildi) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, (Vilâyet ilmi) ni bildirmekdedir. Herkese bildirilmesi emr olunan (Islâmiyyet bilgileri), Resûlullahın mubârek sözlerinden ve hareketlerinden alınmış olduğu gibi, vilâyet ma’ıifetleri de, onun mubârek kalbinden çıkıp, kalblere akmakdadır. Bunun içindir ki, Ebû Hüreyre «radıyallahü anh», (Resûlullahdan iki ilm aldım. Birisini sizlere bildirdim. İkincisini bildirmiş olsam, anlıyamaz, beni öldürürsünüz) dedi. Birincisi, (İlm-i zâhir) dir. İkincisi, (İlm-i bâtın) dır. Bunu ancak, Evliyâ ve Sıddîklar bilir.replika saat ve replika saatler sizin icin sundu.
replika saatler, replika satış, birebir ürünler, replika bayan kol saatleri, replika saat fiyatları,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder