replika samsung s4,den islam bilgileri

 çoğaltma samsung s4

replika samsung s4,den islam bilgileri ve arkadaslar sizler icin elimizden gelen gareti gösterirken replika samsung s4 sizler icin diyorki sultan Ahmed Mirzâ’nın sağladığı imkânlarla, devrinde pek kıymetli âlimler, işinde mâhir san’atkârlar ve devlet adamları yetişti. Sultan Ahmed Mirzâ’nın devlet erkânı arasında en meşhûrları şunlar idi: Cânî Beğ Dulday, Ahmed Hacı Beğ, Derviş Muhammed Tarhan, Abdü’l-Ali Tarhan, Seyyid Yûsuf Oğlakçı, Derviş Beğ, Muhammed Mecid Tarhan, Bâkî Tarhan, Sultan Hüseyn Argun, Kul Muhammed Bupda, Abdül-kerîm Eşrit. Bu devlet adamları. Sultan Ahmed Mirzâ’nın vefâtıyla boşalan Semerkand tahtına kardeşi Sultan Mah-mûd Mirzâ’yı dâvet ettiler.
AHMED RIFÂÎ: Evliyânın büyüklerinden. Rıfâiyye yolunun reîsidir. İmâm-ı Mûsâ Kâzım’ın evlâdından olup seyyid-dir. Bu îtibârla Peygamber efendimizin soyundandır. Benî-Rıfâe’ kabîlesinden olması sebebiyle Rıfâi denildi. Anne tarafından da, Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye '(r.anh) dayanır. Bunun için kendisine Zül-Alemeyn yâni iki sancak sâhibi künyesi verilmiştir. Ebü’l-Abbâs da denir. Babası Irak’a gelerek, Basra civârında Arz-ul Betâih’ deki Ümm-i Ubeyde mevkiine yerleşmişti. Seyyid Ahmed Rıfâî, 1118 (H.512) senesinin Receb ayında bir Perşembe günü doğdu. 1182 (H.578) senesi Cemâzil-evvel ayının yirmi ikisinde, Perşembe günü ikindi vaktinde, altmış altı yaşında iken vefât etti.

Ahmed Rıfâî hazretlerinin dayısı, büyük âlim Mensur (r.aleyh) şöyle anlattı: “Bir gün mânevi âlemde Peygamber efendimizi gördüm. Bana; “Ey Mensûr! Kız kardeşinin kırk gün sonra Ahmed isminde bir çocuğu olacak. Onu Aliyy-ül-Kârî Vâsıtî’nin terbiyesine teslim et. Bu zât, Allah indinde azîzdir, sakın ihmâl etmeyiniz” buyurdular. Tam kırk gün sonra Ahmed dünyâyı teşrif etti.Ahmed Rıfâî (r.aleyh) yedi yaşında iken babası vefât etti. Onu, dayısı Mensûr Betâihî, husûsî bir ihtimâm ile büyüttü, ilim öğretti, önce Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Kur’ân-ı kerîm hocası Abdülmelik Harnûtî’dir. Ahmed Rıfâî (r.aleyh) anlattı: "Henüz yedi yaşında idim. Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit bilgilerde mârifet sâhibi olan hocam Abdülmelik Harnûtî’yi ziyârete gittim. Bana şöyle nasîhat etti; “Ey Ahmed! Sana diyeceğim şeyleri hâfızanda tut, ezberle ve hiç unutma!” Ben de; “Peki efendim” dedim. Buyurdu ki: “Başkalarına iltifât edip gezen, hedefine varamaz ve hakîkate kavuşamaz. Şüpheden kur-tulamıyanın, dünyevî düşüncenin, nefsî arzularının peşinde koşanın; felâha, hidâyete kavuşması mümkün değildir. Bir kimse, kendi kusur ve noksanını bilmiyorsa, bütün zamânı noksan geçer.” Bu kıymetli sözleri hemen ezberledim. Bir yıl bu sözlere göre amel ettim. Bir yıl sonunda yine nasîhat istediğimde; “Hakîkî âlimleri, evliyâyı tanıyamamak çok kötüdür. Tabîbin hasta olması ne fenâ, akıllı kimsenin câhil kalması ne kötüdür” buyurdular.Ahmed Rıfâî (r.aleyh) çocukken bir velîler topluluğunun yanından geçiyordu. Hepsi, kendisine bakıyorlardı. Birisi "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, bu mübârek ağaç (çocuk) büyümeye başladı” dedi. İkincisi; “Biraz sonra dallanır”, üçüncüsü; “Kısa zamanda gölgesi etrâfa yayılır”, dördüncüsü; “Çok geçmeden meyve verir ve ay gibi etrâfa ışıklarını salar”, beşincisi; “Yakında, insanlar onun kerâmetlerini, fevkalâde hâllerini görürler”, altıncısı; “Pek kısa zamanda şânı yücelir”, yedin-cisi; “Onun talebeleri pek fazla olur” diye söyleştiler.Vâsıt’a göndermesinin sebebi, rüyâda Peygamberimizin emr-i şerifleri idi. İslâm âlimleri umûmiyetle Vâsıt’a gelir, talebelere ders verirlerdi. O zaman büyük âlim Aliyy-ül-Kârr Vâsıtî hazretleri ve Ebû Bekr el-Ensârî el-Vâsıtî hazretleri de. Vâsıfta bulunuyordu. Bunlar. Ahmed Rıfâî’yi (r.aleyh) öyle yetiştirdiler ki. tasavvufta zamânının bir tânesi oldu. Aliyy-ül-Kârî, 1182 (H.578)’de vefât etti. 1607 (H.1016)’da vefât eden Aliyy-ül-Kârî başkadır ki, bu, hakîkî Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatmıştır. Ahmed Rıfâî, Aliyy-ül-Kârî ve Ebû İshakŞîrâzî hazretlerinden bütün ilimleri öğrendi. Büyük bir fıkıh, hadîs, tefsîr âlimi oldu. Tasavvufta emsâline az rastlanacak büyük vilâyet derecelerine kavuştu. Allahü teâ-lânın emirlerini harfiyyen yapar, yasaklarından titizlikle kaçardı. Bildikleriyle amel eder ve başkalarına da tavsiyede bulunurdu.Ahmed Rıfâî hazretlerinin, namaz kılarken benzi sararır, kendinden geçerdi. Gönlünde hissettiklerini, zâhi-rinden tâkib etmek mümkündü. Fakat heybetinden kimse cesâret edip soramazdı. Bir gün; “Namaza kalktığım zaman, sanki Allahü teâlâ bana Kahhâr sıfatıyla tecellî edecek diye korkuyorum” buyurdu.Seyyid Ahmed Rıfâî (r.aleyh); alçak gönüllü olup meclislerde baş köşeye geçmezdi. Dâimâ az konuşur ve; “Sükûtla emr olundum” derdi. Konuştuğunda kalpleri harekete getirir, sohbetine doyulmazdı. Konuşmasını uzaktakiler, hattâ sağırlar bile duyardı. Yemeği soğutarak yerdi. Kendisine âid olan misâfir konağı, her gün dolup taşar, günde iki öğün yemek çıkardı. Yolda her rastladığı kimseye, hattâ çocuklara bile selâm verirdi. Hasta ziyâretine önem verir, ihti-yârlara, âmâlara ve sıkıntıda olanlara yardımcı olurdu. Peygamber efendimizin; **Kim saçı-sakalı ağarmış müs-lüman bir kimseye ikram ederse, Allah da ona ihtiyarladığında hürmet ve ikramda bulunacak kimseleri vazifelendirir, ona ikram ederler** hadîs-i şerîfinde bildirildiği gibi hareket etmeyi düstûr edinmişti.
Abdâlî topraklarına yerleştirdi. Daha çocukluğunda savaşa ve idâreye alışmış ve disiplinli bir şekilde yetiştirilmiş olan Ahmed Şâh da, Mâzenderân’a vâli olarak tâyin edilip, Nâdir Şâh’ın önde gelen komutanlarından oldu. Nâdir Şâh, Hindistan’ı istilâ ettikten sonra, ordusundaki râfizî ve kızılbaşların isyân çıkaracaklarından şüphelenmeye başladı. Bunlardan soğurken, Özbekler'e ve Afganlara ve bilhassa Ahmed Şâh’ın mensûb olduğu Abdâlî kabilesine yakınlık ve alâka duymaya başladı. Ahmed Şâh’ı hizmetine alıp, onun yükselmesini sağladı. Nâdir Şâh'ın Ahmed Şâh için; "İran’da, Turan’da ve Hindistan’da Ahmed Şâh gibi güzel huylu ve iyi davranışlı bir kimse görmedim. O, bir gün tahta çıkarsa şaşmam’’ dediği rivâyetler arasındadır.Ahmed Şâh’ı himâye edip destekleyen Nâdir Şâh, 1747 (H.1160) senesinin Haziran ayının sonuna doğru bir suikast neticesinde öldü. Hemen duruma müdâhale eden Ahmed Şâh, Abdâlî ve özbekler’den meydana gelen üç bin kişilik bir süvâri birliği ile Nâdir Şâh’ın âileefrâdmı korudu. Maktul Nâdir Şâh’ın hanımı, bu himâyeden çok memnunolup, elinde bulunan Kuh-i nûr denilen çok kıymetli bir elması Ahmed Şâh’a verdi. Bu hâdiseden sonra kendi taraf-dârlarını alıp Kandehar’a giden Ahmed Şâh’ın ünü, Afganlar ve Abdâlîler arasında oldukça yayıldı. Yanında getirdiği, kendisine candan bağlı, gâyet iyi eğitilmiş askerleriyle, Kandehar’ı kolaylıkla ele geçirdi. Sevenlerinin takdirlerini kazandı. Sâbir Şâh adındaki velî bir zât ve Bavekzâîlerin büyüğü olan Hacı Cemal Hân’ın tavsiyesi ile AfganlIlar, Ahmed Şâh’a tac giydirip başlarına hükümdâr yaptılar. Balûklar, Hazaralar ve kızılbaşlar da buna tarafdâr göründüler. Tac giydiğinde yirmibeş yaşında olan Ahmed Şâh, bundan sonra Şâh ünvânını aldı. Sâbir Şâh denilen zâtın tavsiyesi üzerine, Abdâlî nisbesi yerine de devrin incisi mânâsında Dürr-î devrân lakâbı verildi. Böylece ismi, Ahmed Şâh Dürrânî şeklinde söylenmeye başlandı. Abdâlî kabîlesinin ismi de Dürrânî oldu.Ahmed Şâh, devletin en mühim mev-kîlerine Abdâlî oymaklarının ileri gelenlerini tâyin etti. En önemli kararları alırken de bunlarla istişâre ediyordu. Ahmed Şâh, Afgan Devleti’ni kurup tahta çıktıktan sonra, Kâbil şehri üzerine yürüdü. Şehri alarak oraya taşındı. Kan-dehar da saltanatı müddetince başşehir olarak kaldı. Nâdir Şâh’ın kurduğu Nâdi-râbâd şehrine karşılık yeni bir şehir kurup, şehirlerin en güzeli mânâsında Eşref-ül-bilâd adını verdi.Gün geçtikçe te’sirini hissettiren Ahmed Şâh, Gazze şehrinde de etkisini gösterdi. Kendisine muhâlif olan Gal-zayları te’sirsiz hâle getirip, o bölgelere vâliler tâyin etti. Bundan sonra Hindistan üzerine yürüdü, önceden buralara hâkim olan Nâdir Şâh’dan daha çok yerlere sâhib olup, onu geçmek istiyordu. Zâten Hindistan’da önemli bir otorite boşluğu vardı. Sihler Pencab’da. Marât-hâlar Merkezî Hindistan’da hâkimiyet elde etmiş durumda idiler. 1748 (H 1161) senesinde Hindistan üzerine ilk seferini yapan Ahmed Şâh. Lahor şehrini aldı, fakat Serhend’de vezir Kamerüddîn ve oğlu Mîr Manû tarafından mağlûb edildi Lâkin bu savaşta vezir Kamerüddîn öldürüldü. Replika samsung s4 sizler icin bugün güzel olan islam bilgilerimizi payasmaya calıstık yarın görüsmek dileyigle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder