replikla telefonlar vesilesi4

 replika telefonlar


replikla telefonlar vesilesi4 evet arkadaslar ben ve replika telefonlar ile birlikte sizlere güzel yazılarımızı paylasıyoruz sözlere söyle baslarken Birinin üç gün ömrü kalış iken akrabasını, Allah rızâsı için ziyaret etmesi ile, ömrü otuz seneye uzar. Otuz I ömrü olan kimse de, akrabasını terk etdiği için, ömrü üç güne iner, .übâb-üt-te’vîl) [ya’nî (Tefsîr-i Hâzin)) kitâbında diyor ki, takdîr, ezelde Levh-i ahfûzda ya/ılmışdır. Sonradan birşey yazılmaz. Ya’nî, Levh-i mahfûzda olacak sğişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ceffelkalem [ya’nî ezelde] yazıl-ıışdır ki, buna kazâ-i mu’allak denir. Allahü teâlânm kaderi, ya’nî ezelde ilmi nasıl e, Levh-i mahfûzdaki değişiklikler, ona uygun olur. Ömer “radıyallahü anh” ya-alanınca, Ka’bül-ahbâr buyurdu ki, Ömer “radıyallahü anh’’ dahâ yaşamak iste-eydi, düâ ederdi. Zirâ onun düâsı elbette kabul olur. İşitenler şaşırıp, nasıl böyle öylüyorsun, Allahü teâlâ, (Lcel, bir ân gecikmez ve vaktinden önce gelmez) buyur-lu, dediklerinde, (Evet, ecel hâzır olduğu vakt gecikmez. Fckat, ecel hâsıl olmadan )nce, sadaka ile, düâ ile, amel-i sâlih ile, ömür uzar. Zîrâ Fâtır sûresinde, Herkesin jmrü ve ömürlerin kısalınası hep yazılıdır buyurulmakdadır) dedi.

Her sene, [Şa’bâıı ayının onbeşinci Berât gecesinde) o senede olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebebleri, yükselmeler, alçalmalar, ya’nî herşey Levh-ı mahfûzda yazılır.

Dâvüd aleyhisselâmın yanına iki kişi gelip, birbirinden şikâyet etdi. Dinleyip karâr verip giderken, A/ıail “aleyhisselâm” gelip, (Bu iki kişiden, birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişdi, fekat ölmedi) dedi. Dâvüd “aleyhisselâm” şaşıp, sebebini sorunca, (İkincisinin bir akrabâsı vardı. Buna dargın idi. Bu gidip, onun gönlünü aldı. Bundan dolayı, Allahü teâlâ, buna yirmi yıl ömür takdîr buyurdu) dedi. [(Kmâlî kasidesi) altmışikinci beytinde (öldürülen kimsenin eceli, münkatı’ değildir). Ya’nî, o ânda, ömrü ortadan kesilmiş değildir. (Kâ-mûs) mütercimi Ahmed Âsim efendi, bu beyti şerh ederken diyor ki, (Ehl-i sünnete göre, öldürülen kimsenin, o ânda eceli gelmişdir. ömrü ortadan kesilmemişdir. Herkesin eceli bir dânedir)]. Görülüyor ki, müslimân olan ve şerî’ate uygun akrabâyı ziyâret çok lâzımdır. Hiç olmazsa haftada veyâ ayda bir ziyâret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. Uzak memleketde ise, mektûbla gönlünü almalıdır. Dargın, kinli ise de, vaz geçmemelidir. Akrabâsı gelmezse, cevâb vermezse de, giderek veyâ hediyye, selâm göndererek, yâhud mektûb ile yoklamakdan vaz geçmemelidir. Allahü teâlâ, müslimân olan ve sâlih olan akrabâyı ziyâreti emr ediyor. Söylediğimiz gibi hareket ederek, bu emr yapılmış olur. (Berîka) ve (Hadîka) kitâblarında diyor ki, (Kat’-ı rahm, ya’nî akrabâ ile ilişiği kesmek büyük günâhdır. Erkek olsun, kadın olsun zî rahm-i mahrem akrabayı ziyâret etmek vâcibdir. Amca kızı gibi mahrem olmıyan zî rahm akrabâyı ve zî rahm olmıyan akrabâyı ziyâret vâcib değildir. Fekat bunlara da hediyye, selâm yollamak müstehabdır). Yetimlere de acımalı, gücendirmemelidir. Yetîmin başını sıvayana, hac sevâbı verilir. Allahü teâlâ bir kulunu severse, âhırete yarar işler, iyi, güzel ameller yapdırır. Allahü teâlâdan hidâyet olmazsa, yüzlerce ki-tâb okusa, nasîhat dinlese yola gelmez. Ya’nî terbiye kabûl etmiyen kimseye nasîhat vermek, öküze tecvîd okutmağa benzer.

[Doktor bulmak ve ilâç bulmak da, takdîre bağlıdır. Allahü teâlâ, takdirine göre sebebleri yaratmakdadır. Çok eskiden bilindiği gibi, bir yeri kesilen insanın eceli gelmedi ise, damarı bağlanır, ilâç verilir, ölmez. Eceli gelmiş ise, damarı bağlıyacak biri bulunamaz. Kanı akar, mikrop kapar, ölür. Yürek adalesi bozuk olan ağır hastaya, ölmek üzere olan bir başkasının sağlam yüreği takılıp takılmaması da, ecelin gelip gelmemesine bağlıdır. Kalbin değişdirilmesi de hastayı muhakkak iyi yapmıyor, çoklarının ölmesine sebeb olmakdadır.

Mu’tezile yolunda olanlar, insan bütün işlerini, kendisi yaratır diyorlar. Yarat-makda, kulları Allahü teâlâya şerîk ediyorlar. (îrânda, kendilerine şî’î adını veren kimseler de, kazâ ve kadere, mu’tezile fırkası gibi inanıyor. Ehl-i sünnet âlimlerine, çok çirkin, çok alçak iftirâlarla saldırıyorlar. (Hak Yolun Vesikaları) ve (Eshâb-i Kiram) kitâblarında, değerli kitâblardan alarak, bu çirkin yazılarına uzun cevâb verilmiş ve kazâ kader bilgisi anlatılmışdır. Büyük âlim, veliyy-i kâmil, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdînin de (trâde-i cüz’iyye) risâlesi vardır.

İnsanın ihtiyârî hareketi, dört şeyle meydâna gelmekdedir: 1 — O işi tesavvur etmek, hâtırlamak. 2 — O şeyden lezzet duymak. 3 — Sonra, irâde-i cüz’iyyeyi kullanmak. Ya’nî harekete başlamak. 4 — Hareketin meydâna gelmesi. Birinci ile İkinciyi Allahü teâlâ yaratıyor. Çünki, tesavvur ile şevk, var olan şeylerdir. Var olan, yaratılmağa muhtâcdır. İrâde-i cüz’iyye, kuldandır. Hareketi yaratan, Allahü teâlâ-dır. Kuldan irâdenin meydâna gelmesi de, ancak önce tesavvur ve şevk yaratılması ile olur. Meselâ, bir kimse, sadaka vermeği ve sevâbını tesavvur eylese, kendisinde şevk veyâ nefret hâsıl olur. Buna göre, irâde eder veyâ etmez. Şevk, irâde demek değildir. Nefret de, irâdeyi kullanmamak değildir.

Allahü teâlânın kazâsı, takdîri ve Levh-i mahfûza yazması, ilm-i ezelîsine uygundur. Bilgisi de, bildiği şeylere tâbi’dir. Ya’nî herşeyi, ileride ne zemanda ve nasıl olacak ise veyâ olmıyacak ise, öylece bilmişdir. Bildiğini takdîr eder ve yazar. Bundan dolayı, cebr olmaz. İlerdeki şeyler, ilmine tâbi’ olsaydı, cebr lâzım gelirdi. Allahü teâlânın ilmi, eşyânm yaratılmasını ve sıfatlarını, hâllerini îcâb etseydi, cebr olurdu. Fekat, böyle değildir. Bunun aksinedir. Allahü teâlânın yardımı ile sözümüz te-mâm oldu.

(Dürr-i yekta) şerhinde diyor ki, (İnsanların kalbleri ile veyâ bedenleri ile yap-dıkları her işin ve canlılarda ve cansız şeylerde meydana gelen her işin, Allahü teâlâ-nın ezelde bilmesi ve dilemesi ve halk etmesi ile olmalarına (Kader) ve (Takdîr) denir. İnsan birşeyi yapmağı veyâ terk etmeği irâde eder ve kuvvetini kullanır. Sonra, Allahü teâlâ da, bunu irâde eder ve kudretini kullanırsa, bu şey olur. İlk ikisine (Kesb), son ikisine (Halk) denir. Bu şeyi Allahü teâlâ, beğenirse (Tâ’at) olur. Bunun için, insana âhiretde (Sevâb) verilir. Bir tâ’at yapılırken, sevâb kazanmak niyyet edilirse, (Kurbet) olur. Beğenmezse, (Ma’sıyyet), ya’nî günâh olur. Âhiretde (İtâb) veyâ (İkab) olunur. Mekrûh işliyen veyâ müekked sünneti özrsüz terk etmeği âdet edinen, itâb olunur, azarlanır. Farzı terk eden veyâ harâm işliyen, tevbesiz ölür ve şefâ’ate, afva kavuşmazsa, ikab olunur, yanar. İnsanda irâde ve kudret, ya’nî kesb bulunduğuna inanmıyan (Mürted) olur.


replika telefonlar, replika samsung, replika s4, iphone replika, samsung replika s4, hp replika, note 3 replika, replika s5,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder